Düşman kazanmak istiyorsan kendini dostlarından üstün göster,
Dost kazanmak istiyorsan onların senden üstün olduğunu kabul et.
Ekim 2011
Kullandım onları; kelimeleri…
Sihir kullanmayı yeni öğrenen acemi bir sihirbaz gibi.
Güçlüydü,etkiliydi bense bazen hoyratça bazen zekice onları kullanarak güçleriyle alay etmiştim.
Ruhuma kavalyaydı onlar soluksuz dans ederlerdi.
Su gibi, gece gibi, zaman gibi akar giderdi…
Ve bir gonk!…

Urfa’da eski bir adet olan eşlerin birbirlerini görmeden, görücü usulü ile evlenmeleri eskisi kadar yaygın olmamakla birlikte, bugün karşılaşılması muhtemel bir evlenme şeklidir.
Bu evlenme şeklini incelediğimizde, Urfalılar’ın örf ve adetlerine sıkı sıkıya bağlı olduklarını görürüz. Geleneklerine bu derece bağlı olmalarının ise başlıca üç nedeni vardır.
1. Urfalılar’ın çevre illeri ile derin bir ilgisi yoktur. Köklü ve kalabalık ailelerin bulunduğu bir yerleşim birimidir. Daha düne kadar Urfalı, kızını başka illere gelin vermez ve Urfa delikanlısı dışardan evlenmezdi.
Urfa’da yabancılara “Kerıp”, dışarıdan evlenenlere ise “Kerıpten evlenmiş, kim bilir kimin nesini almış ” denilirdi.
2. Urfa, büyük ticaret ve sanayi merkezlerine uzak, bir tarım ve hayvancılık kenti olduğundan büyük yol güzergâhlarının birleştiği noktada bulunmamaktadır.
3. Bir kıyı şehri olmaması nedeniyle yerli ve yabancı turistlerin hemen hemen yok denecek kadar az olması değişmeleri kolay kolay kabul etmemesine neden olmaktadır.
Evlenme yaşına gelen delikanlının doğrudan “Ben evlenecağam ” diye anne ve babasına söylemesi ayıp sayıldığından bu durumu uygun bir şekilde yakın arkadaşlarına veya başka bir kimse vasıtasıyla anne ve babasına iletir.
Haberi iletecek olan kimse erkek ise oğlanın babasına “Allah ömürlü etsin, yeğenimiz artık böyüdü, gözü damlarda duvarlarda ” diyerek delikanlının evlenecek yaşa geldiğini ve bir kızın aranmasını söylemek ister. Oğlanın babası ise durumu hanımına açar. Oğlanın annesi ise “Benim de kulağıma degdi, ben de işin farkındayam ” diye cevap verir. Zaten anne bu hayırlı işte daima babadan daha fazla çaba harcar.
Evlenecek yaşa gelen delikanlı ise annesinin yaptığı yemekleri, yıkadığı çamaşırları, beğenmemeye başlar. Çeşitli huzursuzluklar çıkarır.
Annesi ise “Elimden bı kadar geli, yarın avradi siye bişirir begenirsen ” der. Oğlan ise konunun iyice anlaşıldığını ve verilen mesajın yerine iletildiğinin huzuru içerisinde tebessüm eder.
Anne o günden sonra gizliden gizliye kız aramaya başlar. Tanıdıklarının tavsiyelerine uyarak gelinlik çağındaki kızların evine bir bahâne ile giderek, kızın ailesinin yaşantısını kendi görüşüne göre inceler.
KIZ İSTEME
Evlenme çağına gelen erkeğin anne ve babası veya yakınları oğullarına kız aramaya başlarlar. Anne özellikle yaşlı kadın akrabalarına “Oğlumu everecağam, acaba münasip bir kız bulabilir miyem ? ” diye sorar. Hamamda, düğünlerde, kır gezintilerinde kızları araştırmaya, soruşturmaya başlar.
Gözüne kestirdiği bir kız olursa, ilk önce kızın yakın komşularından sormaya başlar. “Acaba bı kız nasıldır, derdimizi çeker mi, gişi kızı mıdır ? ” Komşular ise kendilerinden sorulan genç kız tavsiye edilebilir nitelikte biri ise “Mabalı günahı boynuma ” diyerek teminat verir. Şayet kızı tavsiye etmiyor ise, açık açık söylemenin de çevreye göre ayıp, dini kurallara göre günah sayıldığından “Komşumuzdur ama, pek ilgimiz yoktur “diyerek istenmemesi gerektiğini ima ederler.
Oğlanın annesi daha önceden tesbit edilmiş olan kızın evine ansızın veya haberli olarak yanına yakınlarını da alarak gider. Havadan sudan konuşulduktan sonra oğlanın annesi genç kızdan bir bardak su ister. Su isteme aslında kızın yürüyüşünü, konuşma tarzını, becerikliliğini kontrol etmek, hareketlerini toptan değerlendirmektir.
Oğlan tarafı şayet kızı beğendiyse, kız orada yokken bunu fırsat bilerek kızın annesine “Allah bağışlasın, sözlüsü, nişanlısı yok mu ? “ diye sorarlar. Kızın annesi sorulan sorulara cevap vermezse nişanlısı, sözlüsü yok demektir.
Daha sonra oğlanın annesi ve yakınları oğullarının özelliklerinden, huyundan tahsilinden, mesleğinden bahsederler.
Kızın annesi ise oğlan tarafının bu konuşmasını dinledikten sonra “Kimlerdensiniz, nerede oturisiz, oğliz neçi ? ” gibi birkaç soru, oğlan evine sorar.
Oğlanın annesi ise sorulan bu sorulara cevap verdikten sonra, birkaç gün sonra tekrar bu hususta konuşmak üzere geleceklerini söyleyerek kız evinden ayrılırlar.
Oğlan tarafı birkaç gün sonra, isteme olayını gerçekleştirmek için gelindiğinde, oğlan tarafının araştırması yapıldığından, ya “Kızımız daha küçük, gelin olacak yaşta değil, daha böyügü duri, daha mektebe gidi” gibi bahanelerle kızı vermeyecek-lerini söyler, veya “Hele babasına sorah, ne deyi ne demi ” diye cevap verirler. Bazı kız istemelerde müsbet cevap alamayan taraflar, kızın alınmasında ısrar ettikleri takdirde hoş olmayan olaylar meydana gelir.
Evlenme; çevre köylerde başlık denilen büyük bir maddi güce dayandığı için, köy gençleri bu parayı temin edemediklerinden dolayı büyük sıkıntılara düşerler. Çünkü başlık parası, kız tarafının insiyatifine kalmıştır. Tamamen kız tarafının erkekleri tarafından takdir edilir ve bu miktar karşı tarafa bildirildikten sonra kolay kolay değiştirilmez.
Başlık; bazen nakit olarak, bazen de canlı hayvan, binek vasıtası veya bir tarla olarak alınabilir.
Çevre köylerde başlık parasına az da olsa bir çözüm getirmek ve kolaylaştırmak amacıyla “Berdel” tabir edilen bir evlenme usulü vardır. Evlenme çağına gelen iki erkeğin yine evlenme çağına gelmiş olan kızkardeşlerini birbirlerine vermek suretiyle evlenmelerine yol açar. (1995 yılında dönemin Şanlıurfa Valisi Sayın T. Ziyaeddin Akbulut, bir genelgeyle başlık parasını kaldırmıştır.)
Bu usul evlenme, aile büyüklerinin rızası ile olabileceği gibi, yalnız damat adaylarının kendi aralarında karar vermesiyle de olur.
Taraflar çocuklarını birbirleriyle evlendireceklerine tamamen karar verdikten sonra, kız tarafından erkek tarafına bir mektup gönderilir. Buna “Kesim Kâğıdı” denir. Bu mektupta kız evinin oğlan evinden istedikleri yazılıdır.
Kesim kağıdında yazılı olanlar, kız evi tarafından kararlaştırılan değerlerdir.
Bir kesim kağıdı örneği:
”Bismillahirrahmanirrahim. ……. başlık, altı çift bilezik, kelepinci, elmas kolye, altı adet elbise, altı çift ayakkabı …. lira hal’et, misafir odası takımı, v.s.”
Hazırlanan kesim kağıdı kız evi tarafından bir işçi kadınla oğlan evine gönderilir. Bu mektubu getiren kadına “ındekçi” denir. Oğlan evi ise bu mektubu getiren indekçiye bahşiş verir.
Oğlan evi gelen kesim kağıdındaki şartları aynen kabul ediyorsa, kağıdın alt tarafına “hepsi kabul” diye yazar ve aynı anda mektubu aynı indekçiyle geriye gönderir.
Tamamı kabul edilmiyorsa verebileceklerini yine aynı kağıdın altına yazar ve bir gün sonra başka bir indekçiyle kız evine gönderirler.
SAKAL ÖPÜMÜ
Taraflar anlaştıktan sonra nişan yapılmadan önce oğlan evi, kız evine “Kızınızı bize verdiğiniz için teşekkür ederiz” anlamına gelen bir ziyaret yaparlar. Buna sakal öpümü veya teşekkür denir.
Oğlan evinin yaşlıları sakal öpümüne giderler. Sakal öpümüne gidecek olan oğlan evi kesimde anlaşılan başlığın tamamını veya bir kısmını beraberlerinde kızın babasına veya velisine vermek üzere götürürler. Kesimde anlaşılan başlığı ve ziynet eşyalarından bir kısmını götürmeden de gidilebilir. Bu yine tarafların anlaşmalarına bağlıdır.
Oğlan ve kız evinin kadın ve erkekleri ayrı ayrı odalarda otururlar. Birbirleriyle tanışırlar. Kız evi gelen misafirlere çeşitli meyvalar, çaylar, kahveler, çerezler genellikle de yöreye ait çiğköfte ve peynirli kadayıf ikram eder.
Nişan gününün tarihi belirlenir, nişan günü yapılması kararlaştırılan hazırlıklar konuşulur ve gece ziyaret sona erer.
NİŞAN
Urfa’da yapılan nişan törenleri başka illerimizde yapılan nişan törenlerine benzemez. Kız ve erkek birbirlerini görmeden (çok yakın akrabalıklar istisna) ve konuşmadan nişanlanırlar. Kızın istenmesinden sonra nikâh yapılıncaya kadar, damat adayının kız evine gidip gelmesi hoş karşılanmaz, dini nikâh yapılmadığı için birbirlerine görünmeleri, konuşmaları, yörenin örf ve adetlerine göre ayıp, dini kurallara göre haram ve günah sayılır.
Nişan merasiminin çevrenin adetlerine göre kız evinde yapılması gerekir. Oğlan evi tarafından birkaç kadın nişandan bir veya iki gün önce nişan şerbetinin hazırlanması için kız evine giderler.
Kız evi nişan için gerekli hazırlıkları tamamlar. Nişan günü hazırlanan şerbetleri genç kızlar misafirlere servis yaparlar.
Hazırlanan bu şerbetten damat adayının da içmesi arzulanır. Bir sürahi içerisine şerbet konur, üzerine beyaz ipek bir mendil örtülür, mendilin üzerine ise kırmızı bir kurdela ile oğlanın nişan yüzüğü bağlanır.
Kız evinin tanıdığı yaşlı bir hanım şerbeti alarak oğlan evine götürür, oğlan da yüzüğü parmağına takar ve şerbetten içerek nişanlanmış olur.
Nişan yapılan kız evinde gelin adayı giyinip hanım misafirlere “Hoş geldiyiz ” diyerek misafirlerin yanında oturur.
Kirve kızı tebrik ederek oğlan evinin yaptırdığı yüzüğü onun parmağına takar. Müzik dinlenir, sohbet edilir. Mevsimine göre yiyecekler, içecekler ikram edilir, nişan merasimi bittikten sonra zılgıtlar çalınır, nikâh ve düğün günü kararlaştırıldıktan sonra misafirler dağılır.
Nişandan sonra pazar ve perşembe olmak üzere haftada iki gün oğlan evi tarafından kiralanan otomobillerle gelin adayı ve hanım akrabaları şehirde gezdirilir.
iki tahta çakarlar
Arasından bakarlar
Daha yaşım küçükken
Biye nişan takarlar
Hala hala heeey…
Bu gezmeler nişan gününden nikâh yapılacak güne kadar fasılalarla devam eder.
Nişanlanan erkek, kurban bayramında nişanlısına koç gönderir. Boynuzuna kırmızı eşarp ve buna bağlı bir çeyrek altınla süslenmiş olan koç hediye edilir. Buna “Gelin Kurbanı” denir. Nişanlılık devresi yaz aylarına tesadüf ederse ki, genellikle tesadüf eder, oğlan nişanlısına bahçelerde özel olarak hazırlanmış bir merkep yükü has (marul) gönderir. Gönderilen hasın üzerine gözü ve ruhu okşayıcı renklerde kumaşlar atılır. Buna da “Gelin Hası” denir.
NİKÂH
Nikâhı iki kısımda incelemek mümkündür.
Resmi nikâha yörede “Saray Nikâhı” denir. Belediye Sarayı’nda yapıldığından bu şekilde isimlendirilir. Dini nikâha ise “Hoca Nikâhı” denir.
1. Resmi Nikâh: Türk Medeni Kanunu’na göre nasıl yapılacağı tarif edilmiştir. Uygulama yurdumuzun bütün illerinde aynıdır.
2. Dini Nikâh : Dini nikâh yapılmadan birkaç gün önce bütün akraba ve yakınları çağırmak için haber veya davetiye gönderilir.
Yörenin adetlerine göre nikâhın kız evinde yapılması gerekir. Kız evinde yapılmayan nikâhlar ayıp, başkasının evinde oğlanın nikâhının yapılması ise oğlan evine hakaret sayılır.
Dini nikâh genellikle pazar günü erken saatlerde yapılır.
Kız evinde, oğlan evinin göndermiş olduğu malzemeler şerbet yapılarak hazırlanır. Nikâh yapılacak günün sabahı hoca gelir ve kendisine ayrılan yere oturur. Kız tarafının tanıdığı bir erkek kızın kendisine vermiş olduğu sözlü akit vekâletnamesine dayanarak söz sahibidir. Oğlan tarafından da bir erkek yine nikâh için damat adına nikâhlanma yetkisine sahiptir.
Hoca, vekillerden hangisinin kızın, hangisinin erkeğin vekili olduğunu sorar. Daha sonra vekiller hocanın dua ve sorularından sonra “Vekâletim hesabiyle aldım hellallığa kabul ettim ” diyerek dini esaslara göre nikâhı kıymış olur.
Son zamanlarda Belediye Sarayı’nda her iki nikâhın da yapıldığı görülmektedir.
DÜĞÜN
Düğünün tarafların tesbit ettiği gün ve yerde yapılmasına karar verilir. Urfa’da evlenme düğünü denince akla iki düğün gelir.
1. Avrat Düğünü, 2. Erkek Düğünü.
Gerçekte bu iki düğünü ayrı ayrı incelememizin sebebi, avrat düğünü; kız evinin hanımları ile oğlan evinin hanımları arasında yapılır. Erkek düğünü ise sadece oğlan tarafının akraba ve tanıdıklarının katılmasıyla yapılır. Kız tarafından bir erkeğin yapılacak düğüne katılması ayıp sayılır.
1. Avrat Düğünü: Düğün gününden bir hafta önce taraflar akraba ve komşulara indekçi aracılığı ile haberler gönderip düğüne davet ederler. Düğün sonbahar veya kışa rastlıyorsa patpat, kavurga, ağzıyumuk, çekçek, bastık, kesme, sucuk, v.s. yiyecekler götürülür.
Gönderilen indekçiler ev ev dolaşarak düğün sahiplerinin yani kız ve oğlan tarafının davetini sözle iletirler. Haberi getiren indekçiye hanımlar bahşiş verirler.
Düğünün yapılacağı evin avlusunun büyük olması gerekir. Amaç misafir çokluğu karşısında düğün sahiplerinin mahcup olmamasıdır.
Düğünün yapıldığı gün, düğün evinde hiçbir erkek bulunmaz, daha doğrusu bulundurulmaz. Sadece evin dış kapısında bir erkek oturtulur. Bu da dışarıdan gelecek bir haberi içeri kimseyi sokmadan yüksek sesle bağırmak veya bir çocukla haberi hanımlara iletmek görevini üstlenir.
Düğünde enstrüman çalanların hiçbirinin gözü görmez. Şayet kör çalgıcı bulunamaz, gözlü müzisyen getirme zorunda kalınırsa, hanımları görmemeleri için araya perde çekilip arkasında oturtulur. Yaşlı bir kadın veya çocuk aracılığı ile müzisyenlere isteklerini iletirler. Günümüzde azda olsa bu kural geçerliliğini yitirmek üzeredir. Düğünlerin çoğu artık salonlarda yapılmaktadır.
Düğünde genellikle “dörtlü mendil”, lorke gibi mahalli oyunlar oynanır.
Düğün esnasında gelin oynatılır, gelin oynarken başına para çevrilir. Çevrilen bu paraları düğünde hizmet eden hanımlar nişanlı veya sözlü kızların başına çevirip “Ağbatı siye ola” der ve yakınında bulunanlar da “Amin” diyerek tasdik ederler.
Düğüne yemek için getirilen yiyecekler, düğüne bir süre dinlenmek için ara verildiğinde yenir. Gelenler birbirlerine yiyeceklerinden ikram ederler. Düğün öğlenden sonra başlar, gecenin geç saatlerine kadar yaklaşık 7 - 8 saat sürer.
2. Erkek Düğünü: Düğün gününden birkaç gün önceden bütün misafirlere bir erkek işçi tarafından haber gönderilir. Düğün genellikle geniş hayadı (avlusu) olan evlerde yapılır.
Düğünde; iki ayak, abravi, girani, derik, dörtlü degenek gibi mahalli oyunlar oynanır.
Bu oyunlardan dörtlü degenek oyunu oldukça maharet isteyen oyunlar olduğundan düğünün en görkemli bölümünü oluşturur. Erkek düğününün yapıldığı evin çevresinden, damlardan ve duvarlardan yüzleri bürüklü düğünü izleyen hanımlar ise zılgıt çalarak oyuna ve oyunculara heyecan ve hareket vermek için onları coştururlar.
Bu iki oyun sırasında düğünün daha da coşkulu devam etmesini isteyen düğün sahipleri ise başını yukarıya kaldırarak kadınlara hitaben “Zılgıt çalmıyanın gişisi öle ” der. Bunun üzerine bütün kadınlar coşkulu bir şekilde zılgıt çalarlar veya misafirleri biraz kahkahaya boğmak için “Zılgıt çalmayanın kaynanası öle ” dendiğinde “İnşallah ” diyerek zılgıt çalmayanlar olduğu gibi, kaynanasıyla birlikte düğüne gelenler ise ister istemez zılgıtla katılırlar.
Bir tarafta düğün ve eğlenceler devam ederken diğer tarafta davetliler için yemekler hazırlanır. Yörenin yemeklerini çok sayıda misafire hazırlamak için usta aşçılar ve hizmetçiler tutulur. Düğünün bir anında damadın yakın akraba ve arkadaşlarından birkaç büyük ve çocuklar daha önceden kız evinde hazırlanmış olan damadın çamaşırları, damatlık elbisesi, terlik ve pijaması, çorap ve ayakkabısını almak üzere çalgıcılarla birlikte çala söyleye kız evine giderler. Asbap getirmek için yola çıkan bu grup mahalle aralarından sokaklardan türkü, mani söyleyerek geçerler.
Yoğurt koydum dolaba
Bögın başım kalaba
Küçücükken böyüttüm
Seni vermem Araba
Kalaylı tas ayranı
Sürmeli göz heyranı
Seni doğuran ana
Eder çifte bayramı
ellere vay…
Kız evi önünde söylenen türkülerden sonra, damadın elbiselerinin bulunduğu siniyi bir erkek işçi başına alarak mani, türkü söyleyerek yine aynı şekilde dönüp düğün yapılan eve gelirler. Düğün evinde daha önceden hazırlanmış olan üstünde zeytin dalları ve dallara bağlanmış mumlarla bezenmiş “Güvegi Tahtı”ndaki mumlar yakılır. Uzaktan düğünü seyreden hanımlar ise zılgıt çalarak olayı şenlendirirler.
Damat ise düğün evinde boş bir odaya arkadaşları ile birlikte girer ve getirilen çamaşırları ve elbiseyi giyer. Odadan ceketsiz olarak çıkar ve kendisine ayrılan taht’ın yanına gelir. Küvre ise damadın giymediği ceketini çalgıcıların refaketinde müzik eşliğinde giydirir. Bu sırada :
Çağırın Hakko’yı
Geydirin sakkoyı
Mibarek olsın ağa küvre
Yengi de güvegi
Getirin Melegi
Geydirin yelegi
Mibarek olsın ağa küvre
Yengi de güvegi
diye Urfa’ya özgü (damatların elbise giyerken söylenilmek için bestelenmiş olan) bu türküyü söylerler.
Bu sırada damadın elbisesinin getirildiği sini içerisinde bulunan şeker ve metal paralar havaya serpilir, havai fişekler yakılır, kadınlar zılgıt çalarak bunu kutlarlar.
Düğünde hizmet eden işçiler, çalgıcılar sıra ile gelerek önce, tahtın bir yanında damadın yanında oturan küvre’den sonra da damattan bahşişlerini alırlar.
Diğer tarafta hazırlanan yemekler servis yapılmak üzere düzenlenir. Misafirler yemeğe davet edilir. “Mırra” denilen acı kahve, sigara ikram edilir. Bu yemeğe “Asbap Yimeği” denir.
KINA GECESİ -ASBAP GECESİ
“Gelin” perşembe günü gidecekse, çarşamba akşamı; pazar günü gidecekse, cumartesi akşamı (yani damadın elbise giydiği günün akşamı) yapılır.
Kız evinde hanımlar, oğlan evinde erkekler toplanır. Damadın arkadaşları ve akrabalarının toplandığı yerdeki eğlenceye “Asbab Gecesi” kadınların toplandığı yerdeki eğlenceye ise “Kına Gecesi” denir. ikisi de aynı gece ve aynı saatlerde başlar.
Gece saat onbire doğru oğlan evi tarafından kadın, erkek ve çocuklardan bir grup kına gecesi yapılan eve toplu halde yine türkü mani söyleyerek çalgıcılarla birlikte giderler.
Evleri sekilidir
Toprehen ekilidir
Eger babası yoksa
Dayısı vekilidir
Hala hala heey….
Leblebi koydım tasa
El vurdım basa basa
Bizim gelin çok gözzel
Azıcık boyı kıssa
Hala hala heey…..
Gecenin karanlığında dar sokaklardan, kadınlar önde, çocuklar ortada, erkekler arkada olmak üzere toplu olarak yürürler. Ellerindeki fanıs denilen gaz lambaları yollarını aydınlatır.
Bu topluluktan ara sıra geriye kalmış bir hanım olursa, koruma görevini üstlenen erkeklerden biri “Ayallar öge ” diyerek kadının hızlı yürümesini ikaz eder. Gelin ve damadın isimlerine göre;
Portakalı oyarlar
ıçine kına koyarlar
Evvel adi Fatma’dı
Şimdi gelin koyarlar
Hala hala heey…..
Bahçalarda pırpırım
Yaprağı dilim dilim
Biz Ahmedi everdıh
Hasan’a Allah Kerim
Hala hala heey…..
Kına evine iyice yaklaşıldığında ise genellikle,
Çakmak çakmağa geldıh
Kına yahmağa geldıh
Ayşe Dayze ağlama
Kıziy almağa geldıh
Hala hala heey…..
Birkaç gün önceden kız evine gönderilen kına küvrenin hanımı tarafından bir kab içerisinde dua okunmuş süt ile yoğrulur. Gelin ise damadın akrabalarından iki hanım tarafından koluna geçilmek suretiyle getirilerek küvrenin önüne oturtulur. Gelin ağlamaya başlar. Gelin kınaya çıkarken mutlaka ağlaması gerekir, aksi halde ayıplanır.
Bu sırada kapı önünde bekleyen erkekler arasında bulunan çalgıcılardan biri kaval veya keman ile hüzünlü bir taksim yapar. Erkeklerden biri hoyrat okur.
Kah gidelim
Kınayı yak gidelim
Gözele doymak olmaz
Üzüne bak gidelim
Merdivana
Sarıl çık merdivana
Yar sevmah yiğit kârı
Ne bilir her divana
Bunun peşinden hanımların hepsi gelinin ağlamasına katılır, hep birlikte ağlarlar. Oğlan evi tarafı hanımlar ise gelin götürecekleri için sevinçlidirler.
Bir yandan ağlama, bir yandan sevinç gösterisi, bazen iki aile arasında sözlü atışmaya, kavgaya dönüşür.
Küvre, gelinin avucunun içine bir altın koyarak kınayı yakar. Daha önce gelinin yüzüne örtülen pembe duvak açılarak gelinin kına yakılan eline bağlanır. Çocukların ellerinde tepsilere dikilmiş olan mumlar yakılarak gelinin başına çevrilir.
Kapı önünde bekleyen erkekler hep birlikte
Urfalıyam ezelden
Göynüm geçmez gözelden
Göynümün gözü çıksın
Sevmiyeydim ezelden
Ağam olasan Ömer
Paşam olasan Ömer
Benim olasan Ömer
Yetim kalasan Ömer
Türküsünü söylerler…
Kınası yakılan gelin baba evinden ayrılmadan önce büyüklerinin ellerini, arkadaşlarının yüzlerini öperek gözyaşları arasında veda ederek ayrılır.
O yanı keçe bı yanı keçe
Kız anasının emegi heçe
Hala hala heey…..
Oğlan tarafı gelini alarak kız evinden ayrılırlar.
“Masa üstünde bekmez
Bı bekmez biye yetmez
Şu Urfa’nın kızları
Taksisiz gelin getmez.”
“Ay doğar ayazlanır
Gün doğar beyazlanır
Gelin olacah kızlar
Hem gider hem nazlanır”
Hala hala heey……
Gelin, önceden hazırlanmış olan özel bir odada karşılanır. Kadınlar ise zılgıt çalarak gelini kutlamaya devam ederler. Gelin kapıdan girerken kendisine verilen bir “narı” oda kapısının üst tarafına atarak narı kırar. Kırılarak dağılan nar tanelerinin toplanarak evlenecek yaşa gelmiş, genç kızlara yedirilmesi uğurludur.
“Su koydum su tasına
Gül koydım ortasına
Biz gelini getirdıh
Ağamın odasına”
Sâbahleyin, gelin ve beraberinde gelenlere özel olarak hazırlanmış kahvaltı sofrası hazırlanır. Öğlenden sonra ise süpha yemeği ikram edilir.
SÜPHA YEMEĞİ
Gelin, damat evine getirildiği günün sabahı, gelin evinden başka bir yerde süpha yemeği merasimi düzenlenir.
Süpha; pirinç, şeker, et, çekirdeksiz üzüm, nohut, yağ gibi malzemelerle hazırlanır.
Yemekte; kuzu içi, Üzlemeli pilav, Etli pilav, tatlı olarak da zerde ikram edilir.
Süpha yemeğine istisnasız herkes davet edilir. Oturan gruplar yine gruplar halinde çağrılır.
Yemek verme işi devam ederken damadı tıraş edecek olan berber gelip boş bir odada damadı traş eder. Küvre ve damat berbere ve çırağına bahşiş verirler.
Akşam vakti yaklaştığında damada da bu yemeklerden verilir. Daha sonra “damat” ve arkadaşları “süpha” verilen evden ayrılırlar. Yürüyerek dar sokaklardan geçip “gelinin” bulunduğu kendi evine gelirler. Damat gerdeğe girmeden önce hoca dualar okur ve damat evin kapısından içeri girer. Evin avlusunda baba ve annesinin ellerini öperek zifaf odasına girer.
GÜVEGİ HAMAMI
Damat, evliliğin sabahı erken saatlerde akraba ve arkadaşları tarafından hamama götürülür. Damat, daha önceden hamamcı haberdar edildiğinden oturması için zeytin dalları ile süslenmiş olan tahta oturtulur.
Hamama davet edilen misafirler yıkanıp çıktıktan sonra damat da yıkanarak yine bu tahtta oturur.
Kutlamaları kabul eder. Damadın arkadaşlarından biri “Hamam yimegini ben yapıyam ” diyerek hamama gelen misafirleri yemeğe davet eder. Yemeği yapan kimsenin evinde toplanılır ve yörenin yemeklerinden olan mevsimine göre patlıcanlı, domatesli, elmalı, yoğurtlu kebaplardan yapılır. Üstüne de tatlı olarak yine kadayıf ikram edilir.
Yemekten sonra arkadaşları, yakınları, damadı evine götürürler. Kendileri de işlerinin başına dönerler. Aynı gün, “gelin” ise kocası başta olmak üzere kayınbabasına, kaynanasına, kaynına, görümüne çeşitli hediyeler verir. Buna çeyiz günü denir.
DUVAK GÜNÜ
Evliliğin ikinci günü duvak günüdür. O gün gelinin yakınları, tanıdıkları gelin evine gelirler. Damat ise duvak yemeğinin hazırlanması için bir koç aldırır. Yemekler hazırlanır, gelin ise gelinliğini giyinip yüzünü gelin duvağı ile kapatıp gelip misafirlerin yanına oturur.
Oğlan evinden 8 - 10 yaşlarında bir erkek çocuk gelinin duvağını kaçırır ve duvağı damada götürerek damattan bahşiş alır. Kadınlar bu duvak kaçırma anında yine zılgıt çalarak bunu kutlarlar.
Duvak kaçırma sabahleyin yapılır. Duvak gününe gelenler çeşitli hediyeler verirler. Bu hediye verenler genelde çok yakın akraba olanlardır. Duvak akşama kadar devam eder. Yemekler yenir. Duvak gününe gelinin annesinden başka bütün akrabalar katılırlar.
Duvak gününün akşamı ise gelinin annesi, kızını ve damadını “akşam yemeği”ne çağırır. Damat kaynanasının elini öptüğünde ona çeşitli hediyeler verir.
GELİN HAMAMI
Evliliğin onbeşinci günü (cumartesi veya perşembe) bütün dost ve akrabalar hamama davet edilir. Gelin, baba evinden çeyiz olarak getirdiği hamam takımlarını bir bohça içerisinde getirir. Bu bohçayı getiren natır ve gelini yıkayan, bohçasını açan kaymelere hamamdan sonra bol bahşiş verilir.
Genellikle Yıldız Hamamı’na gidilir (bu hamam şimdi yoktur). İnanışa göre Yıldız Hamamı’na giden gelin kocasına parlak, alımlı, yıldız gibi görünür veya Cincıklı Hamam’a gidilir ki gelin kocasına cincık gibi görünsün. Hamam o gün ücretli müşteri almaz, bütün masrafları oğlan evi karşılar.
Hamamda bulunan bir tahtın üstüne halılar, minderler serilir. Onların üstüne el işlemeli beyaz örtüler yayılır. Hamama davet edilen bütün misafirlere damat tarafından yaptırılan kebaplar ve tatlılar ikram edilir. Ayrıca “damat evi” tarafından evde hedik hazırlanarak hamama getirilir.
Gelin ise güvegi hamamında olduğu gibi misafirlerden sonra yıkanıp kendisi için hazırlanan yerde oturur. Zeytin dalları ile süslenmiş olan tahttaki mumlar yakılır. Gelini kutlayan misafirler hamamdan ayrılırlar.

2:93 And remember We took your covenant and We raised above you (the towering height) of Mount (Sinai): (Saying): “Hold firmly to what We have given you, and hearken (to the Law)”: They said:” We hear, and we disobey:” And they had to drink into their hearts (of the taint) of the calf because of their Faithlessness. Say: “Vile indeed are the behests of your Faith if ye have any faith!”
Turkish:
2:93 Hani sizden misak almis ve Tur’u üstünüze yükseltmistik (ve): “Size verdigimize (Kitaba) simsiki sarilin ve dinleyin” (demistik). Demislerdi ki: “Dinledik ve bas kaldirdik.” Inkarlari yüzünden buzagi (tutkusu) kalplerine sindirilmisti. De ki: “Inaniyorsaniz, inanciniz size ne kötü sey emrediyor?”
French:
2:93 Et rappelez-vous, lorsque Nous avons pris l’engagement de vous, et brandi sur vous At-Tur (le Mont Sinaï) en vous disant: “Tenez ferme à ce que Nous vous avons donné, et écoutez!”. Ils dirent: “Nous avons écouté et désobéi”. Dans leur impiété, leurs coeurs étaient passionnément épris du Veau (objet de leur culte). Dis-[leur]: “Quelles mauvaises prescriptions ordonnées par votre foi, si vous êtes croyants”.
German:
2:93 Und (gedenket der Zeit) da Wir einen Bund schlossen mit euch und hoch über euch den Berg erhoben (und sprachen): “Haltet fest an dem, was Wir euch gegeben, und höret”; sie aber sprachen: “Wir hören und wir gehorchen nicht”; und ihre Herzen waren erfüllt vom Kalb, um ihres Unglaubens willen. Sprich: “Schlimm ist das, was euch euer Glaube auferlegt, wenn ihr überhaupt Glauben habt!”
Spanish:
2:93 Y cuando concertamos un pacto con vosotros y levantamos la montaña por encima de vosotros: “¡Aferraos a lo que os hemos dado y escuchad!” Dijeron: “Oímos y desobedecemos”. Y, como castigo a su incredulidad, quedó empapado su corazón del amor al ternero. Di: “Si sois creyentes, malo es lo que vuestra fe os ordena”.

English (Yusuf Ali): (Recite)
2:92 There came to you Moses with clear (Signs); yet ye worshipped the calf (Even) after that, and ye did behave wrongfully.
Turkish:
2:92 Andolsun, Musa size apaçik belgelerle geldi. Sonra siz onun arkasindan buzagiyi (tanri) edindiniz. Iste siz (böyle) zalimlersiniz.
French:
2:92 Et en effet Moïse vous est venu avec les preuves. Malgré cela, une fois absent vous avez pris le Veau pour idole, alors que vous étiez injustes.
German:
2:92 Und Moses kam zu euch mit offenbaren Zeichen, ihr aber nahmt euch das Kalb in seiner Abwesenheit, und ihr waret Frevler.
Spanish:
2:92 Moisés os aportó pruebas claras. pero, ido, cogisteis el ternero, obrando impíamente.

ANDROPOZ
İleri yaş erkeklerdeki testesteron yani erkeklik hormonundaki düşüş, andropoz olarak değerlendirilmektedir. Bu durumda erkeklik hormonu tamamen ortadan kalkmaz. Buna ‘androjen yetersizlik sendromu’ adı verilir. Erkeklerde bu olay kadınlardaki gibi bıçak sırtı bir gelişim göstermemekte sadece erkeklik hormonunun azalmasına bağlı olarak bazı belirtileri de beraberinde getirmektedir.
Erkeklik hormonu azalması olan andropozun belirtileri nelerdir?
Andropoz, psikolojik ve bedensel belirtiler ile cinsel yakınmalar ile kendini gösterir. Andropozun psikolojik belirtilerinde; depresif bir ruh hali, sinirlilik, kaygı, motivasyonda azalma ve kronik yorgunluk hissi görülür. Hafıza da olumsuz etkilendiği için unutkanlık problemleri ortaya çıkmaktadır. Hastada var olan bir zihinsel problem andropoz ile tetiklenir.
Bedensel belirtilerinde; ani ateş basmaları, yaygın kas ve eklem ağrıları, uyku ihtiyacının artması, halsizlik, işe konsantre olamama gibi durumlar ortaya çıkar.
Seksüel belirtilerde ise; erkeklik hormonunun düşüklüğü sonrası libido denilen cinsel isteğin azalması görülmektedir. Andropozda ereksiyon problemleri çok sık görülmektedir. Erkeklerde ileri yaşın getirdiği osteoporoz durumları yani kemik erimesi, andropoz ile ortaya çıkan durumlardan biridir.
ERKEKLER İÇİNE KAPANABİLİYOR
Genellikle 50 yaşın üzerindeki erkeklerde görülen andropoz, seksüel performansta düşüklüğe bağlı olarak yıpratıcı bir strese neden olmaktadır. İçinde bulunduğu sıkıntıyı agresif hareketlerle dışa vuran hasta, çevresindeki olur olmaz her şeye sinirlenmeye başlar. Bu psikolojik bozukluk ise zamanla kişinin çekilmez bir hal almasıyla devam eder.
ERKEKLER BEKLENMEDİK DAVRANIŞLAR SERGİLEYEBİLİYOR
Genellikleandropoza giren erkekler gençlik ve iktidarlarının bittiği endişesi ile önce eşlerini aldatmaya başlıyor. Hala genç olduklarını kendilerine ispat için yaşlarından küçük kadınlarla birlikte olup düzenlerini bozuyorlar. Bu da kalplerine aşırı yüklenmelerine ve bir zaman sonra zavallılık hissiyle psikolojik sorunlarının artmasına sebep oluyor.
Tanısı nasıl konulur?
Çok basit bir kan tahlili ile erkeklik hormonu düşüklüğü ve oranı tespit edilebilir. Hastanın şikayetleri dinlendikten sonra üroloji uzmanının yapacağı fiziksel muayenede, hastanın testislerinde bir ufalma, kıvamında yumuşama, peniste küçülme, hastanın kas kitlesinde azalma gibi bulgular, andropoz belirtileridir. Sonrasında da kan tahlili ile tanısı konulur.
Andropoz yaşı kaçtır?
Erkeklerde andropoz durumunun hangi yaşlarda ortaya çıkacağı her hasta için farklıdır. Bazı erkeklerde 50’li yaşlardan sonra bazılarında ise 80’li yaşlar ile birlikte andropoz belirtileri görülebilir. Andropoz, erkeğin kaçınılmaz sonu değildir, her erkekte ortaya çıkan bir durum da değildir. Her hastada andropoz belirtileri görülmediği için tedaviye de gerek olmayabilir.
Andropozun tedavisi nedir?
Hastaya erkekli hormonu dışarıdan tablet, iğne ya da cilde yapıştırılan yavaş emilimli bantlar ile verilerek andropoz ile ortaya çıkan bedensel belirtilerin düzeldiği, hastanın kendine güven hissinin geri geldiği, fiziksel ve konsantrasyon gücünün arttığı, cinsel arzudaki azalmanın kaybolduğu bilinmektedir.
Erkeklik hormonu tedavisinin olumsuz etkileri var mıdır?
Yaş büyümesi ile prostat büyümesi adayı olan erkeklerde, dışarıdan erkeklik hormonu takviyesi ile prostat kanseri riski de kendini göstermektedir. Prostat kanseri testesteron ile beslenen bir kanser türü olduğu için bu hastalarda öncelikle erkeklik hormonunun yok edilmesine yönelik tedaviler uyguluyoruz. Testesteron yüksekliğinin prostat kanserine yol açtığı ispat edilmemiş olsa da, hastada tanı konulmamış bir prostat kanseri varsa bu durum, hastalığın alevlenerek çok hızlı ilerlemesine yol açmaktadır. Testesteron hormonu, iyi huylu prostat büyümesi riskini artırmaktadır. Ancak hastaların, sıkı bir takip altında erkeklik hormonu takviyesi almalarında bir sakınca yoktur. Tedavide kullanılacak hormonun dozu da, hekim tarafından belirlenmelidir.
Andropozu önlemek mümkün müdür?
Andropoz, erkekler için önlenemez bir süreçtir. Hayatın ilerleyen dönümlerinde ortaya çıkan doğal bir gidişattır ve yalnızca bunun hekim kontrolü ile hayat kalitesini düşürmesine izin verilmeden yaşanması söz konusu olabilir.
Asabiyim, yorgunum, unutkanım, ani ateş basmaları da oluyor velhasıl çekildez oldum doktor. Ne ..! Andropoz için erken değil mi ?
Temmuzda düştüm yollara
Teslim oldum umutlara
Küllerimden doğuyorum yeniden
Açtım kollarımı rüzgara
![]()
Nasıl geldik bu dünyaya
Nasıl inandık sevdaya?
Anladım bir yerden sonra sorma
Her şey tamam dengeyle oynama
Aşıklar tepesine gel
Gün bitsin gecesine gel
Biz durduk deli gibi esti geçti seneler
Kumsalda yamacıma gel
Çay koydum terasıma gel
Tarihte bi kerede yüzümüze gülsün kader
Aşıklar tepesine gel
Fark etmez gecesine gel
![]()
Biz durduk deli gibi esti geçti seneler
Kumsalda yamacıma gel
Çay koydum terasıma gel
Tarihte bi kerede yüzümüze gülsün kader
Temmuzda düştüm yollara
Teslim oldum umutlara
Küllerimden doğuyorum yeniden
Açtım kollarımı rüzgara
![]()
![]()
Nasıl geldik bu dünyaya
Nasıl inandık sevdaya?
Anladım bir yerden sonra sorma
Her şey tamam dengeyle oynama
Aşıklar tepesine gel
Gün bitsin gecesine gel
Biz durduk deli gibi esti geçti seneler
Kumsalda yamacıma gel
Çay koydum terasıma gel
Tarihte bi kerede yüzümüze gülsün kader
Aşıklar tepesine gel
Fark etmez gecesine gel
Biz durduk deli gibi esti geçti seneler
Kumsalda yamacıma gel
Çay koydum terasıma gel
Tarihte bi kerede yüzümüze gülsün kader
Aşıklar tepesine gel
Gün bitsin gecesine gel
Biz durduk deli gibi esti geçti seneler
Kumsalda yamacıma gel
Çay koydum terasıma gel
Tarihte bi kerede yüzümüze gülsün kader
Aşıklar tepesine gel
![]()
![]()
Fark etmez gecesine gel
Biz durduk deli gibi esti geçti seneler
Kumsalda yamacıma gel
Çay koydum terasıma gel
Tarihte bi kerede yüzümüze gülsün kader
Söz & Müzik: Erhan Güleryüz
Açların halini toklar; anlamaz,
Varların halini; yoklar anlamaz,
Kirpiğin attığı; oklar anlamaz,
İnsanı nereden; yaralar gider…
Hangi derdi satsan; alan; olur ki,
Hangi gerçek sevda; yalan olur ki,
En sonunda; bir rivayet kalır ki,
Yar; gönül kapısını; aralar gider…
Gönlünün derdini; anlatsan bile,
Saçlarına düşen; aklar; anlamaz,
Ölüm seni alır, son halin ile,
Su; bedenin yıkar; paklar; anlamaz,
Acaba yüreğinde ne var; anlamaz…
BAYRAM TUNCA
Yâr Yeter BanaKapatın lambayı,
Ay ışığı yeter banaSevdiğimi verin,
sevdiğim yeter banaAş, ekmek,
istemez yârim yeter bana
Çok acıksam da o yârim doyurur beni
Kapatın lambayı, yıldızlar yeter bana
Verin yârimi, onun incileri yeter bana
Aş ekmek istemez, o yârim yeter bana
Çok acıksam da o yârim doyurur beni
Kapatın lambayı onun gözleri yeter bana
Verin sevdiğimi, onun incileri yeter bana
Aş, ekmek, su istemez, yârim yeter bana
Çok acıksam da o sevdiğim doyurur beni
Kapatın lambayı onun Ay yüzü yeter bana
Verin Leylâ’mı, Leylâ’mın aşkı yeter bana
Aş, ekmek, su istemez, yârim yeter bana
Çok acıksam da o sevdiğim doyurur beni
Oy bana, oy bana, verin o ela gözlümü bana
Çöllerde çok aradım, mecnun gibi yana yana
Sarılayım ona, öpeyim yanağından kana kana
Başka bir şey istemez, verin yârim yeter beni
KAYNAK: BAYRAM TUNCA
* Alan memnun, satan memnun; tellala halt etmek düşer.
* Abanın kadri, yağmurda bilinir.
* Açın koynunda ekmek durmaz.
* Aç ölmez, gözü kararır; susuz ölmez, benzi sararır.
* Adama dayanma ölür, duvara dayanma kurur.
* Ağanın alnı terlemezse, ırgatın burnu kanamaz.
* Ağustosta beyni kaynayanın, zemheride kazanı kaynar.
* Akara kokara bakma, çuvala girene bak.
* Akıllı köprü arayıncaya kadar , deli dereyi geçer.
* Akrep etmez akrabanın ettiğini, kimse bilmez akrabadan çektiğini.
* Acemi nalbant; kâh nalına vurur, kâh mıhına.
* Al atın iyisini, yiyeceği bir yem; al avradın iyisini, giyeceği bir don.
* Alıcı aslan, borçlu sıçan gibidir.
* Allah’ın ondurmadığını, peygamber sopayla kovalar.
* Ananın çıktığı dala, kızı salıncak kurar.
* Ana ölünce, baba amca olur.
* At elin, eğer elin; arada bizim de dahdah’ımız var.
* Almadığın hayvanın kuyruğundan tutma.
* Allah uçamayan kuşa alçacık dal verir.
* Apdessiz sofuya namaz dayanmaz.
* Ağılda oğlak doğsa, ovada otu biter.
* Ağır yük altına girenin beli incinir.
* Ağzı eğri, gözü şaşı olan ensesinden belli olur.
* Ak bacak, kara bacak; geçitte belli olur.
* Ayı inine sığamamış, bir de kuyruğuna kalbur bağlamış.
* Aptal yağı çok bulunca; kâh borusunu yağlar, kâh gerisini.
* Adam yanıla yanıla alim olur, pehlivan yenile yenile galip olur.
* Ağız büzülür, göz süzülür; ille de burun ille de burun.
* Ağzına bir zeytin verir, ardına bir tulum tutar.
* Ağzının domalmasından, Ömer diyeceği belliydi.
* Akçan gitti mi demezler, işin bitti mi derler.
* Akıllı bizi arayıp sormaz, deli bacadan akar.
* Ak köpeğin pamuk pazarına zararı vardır.
* Akşam olunca kuzu anasını, kuş yuvasını bulur.
* Ağa güçlü olunca , kul suçlu olur.
* Acemi nalbant işi, gâvur eşeğinde öğrenir.
* Acıkan yanağından, susayan dudağından belli olur.
* Acırsan şehirli sığırına acı; tok gider, aç gelir.
* Acı soğan yiyen, ağzının kokusundan belli olur.
* Aç açla yatarsa, arada dilenci doğar.
* Aç köpeğin kursağı dar olur.
* Açlıkla tokluğun arası, yarım yufkadır.
* Adam adamdır, olmasa da pulu; eşek eşektir, atlastan olsa da çulu.
* At yedi günde, it yediği günde belli olur.
* Adam kıtlığında keçiye “Abdurrahman Çelebi” derler.
* Adam sandık eşeği, çifte serdik döşeği.
* Adımız kasap ama, evimizin et yüzü gördüğü yok.
* Afyonun keyfini tiryakiden sormalı.
* Ağzı büyük olana, kepçe kaşık gibi gelir.
* Akça( Para ) , akıl ; don, yürüyüş öğretir.
* “ A kız! Kocan ne çirkin!”
“Olsun! Babamın evinde o da yoktu. “
* Ağızla pilâv pişmez, yağla pirinç gerek.
* Aklını eşeğe verme; çeker, arpa tarlasına gider.
* Alacağın bir fitil, pamuğun batmanını sorarsın.
* Alışmadık k.çta don durmaz.
* Al kaşağıyı gir ahıra, yarası olan gocunur.
* Altı aylık seyislikle, kırk yıllık b.k karıştırılmaz.
* Alışmadık g.tte don durmaz.
* Altmışında zurna çalmayı öğrenen, artık mezarda da çalar.
* Ağaca çıkan keçinin, dala bakan oğlağı olur.
* Ağustostan sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez.
* Aşık; herkesi kör, etrafını duvar sanır.
* Ayağında donu yok, başına fesleğen takar.
* Ayı eniğini okşarken öldürüvermiş.
* Ala keçi, her zaman püsküllü oğlak doğurmaz.
* At’a nal çakıldığını görmüş , kurbağa da ayağını uzatmış.
* Adam desem ünü yok, koyun desem yünü yok.
* Adam hacı mı olur varmakla Mekke’ye; eşek evliya mı olur, taş çekmekle tekkeye.
* Adam adama gerek olur, iki serçeden börek olur.
* Aç adam, gökteki ay’ı yufkaya benzetir.
* Akılları pazara çıkarmışlar, herkes yine kendi aklını satın almış.
* Alçalma basılırsın, yükselme asılırsın.
* Allah, fakir kulunu sevindirmek isterse; eşeğini kaybeder, üç gün sonra buldururmuş.
* Amcam, dayım; herkesten aldım payım.
* Arı gibi eri olanın, dağ gibi yeri olur.
* Arpa unundan kadayıf olmaz.
* Atın ölümü, itin bayramıdır.
* Atın iyisi yedi günde; it, yediği günde belli olur.
* Baldırımın etini yerim, gene kasaba minnet etmem.
* Berk kaçan atın b.ku, seyrek düşer.
* Arpacıdan borç alan, ahırını tez satar.
* Ata da soy gerek, ite de.
* Atlar tepişirken arada eşekler ezilir.
* Avcı ne kadar hile bilirse, ayı da o kadar yol bilir.
* Azıksız yola çıkanın gözü el torbasında kalır.
B
* Baktın kar havası, eve gel kör olası.
* Bekârın parasını it yer, yakasını bit yer.
* Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır, bir at bir yiğit kurtarır.
* Borçlunun duacısı, alacaklısıdır.
* Azası eksik olanın kazası eksik olmaz.
* Azdan azdan, çok olur birazdan.
* Az’ı çocuğuna, çoğu kocana gösterme.
* Babası koruk yer, oğlunun dişi kamaşır.
* Bağlı aslana tavşanlar bile saldırır.
* Bakkal, ölülerin borcunu dirilere yükler.
* Baş ağır gerek, kulak sağır gerek.
* Bedava şarabı kadı da içer.
* Bekâr gözü ile kız alma, yaya gözü ile at alma.
* Ben tuttum turnayı o çalar zurnayı.
* Beşyüz karga umurumda değil, uçururu da seyrine bakarım.
* Bezir yağından pilâv pişer ama, yenmez.
* Bildik kasap, et yerine kemik verir.
* Bir tilkinin derisi iki kere soyulmaz.
* Bizim topraktan testi olur da kulpu olmaz.
* Borç bini aştıktan sonra, her gün baklava , börek yenir.
* Boru çalmaya dudak ister.
* Bozuk saatin varsa köylüye götür, çavdar sapından zemberek taksın.
* Budala küser, öğününü keser.
* Buğday başak verince orak pahaya çıkar.
* Buğdayın iyisini komşuna sat, gider de bazlamasını yersin.
* Burnunun bokuna bakmaz, kimyonlu kebap yer.
* Bok yiyecek pezevenk, kepçesini yanında taşır.
* Başındaki fese bak, girdiği kümese bak.
* Bayramda borç ödeyecek olana, ramazan kısa gelir.
* Bir dirhem gümüşün üstünde oturmak için, kantar gibi g.t gerek.
* Boklu, çamurluya gülermiş.
* Bokla yapılan, sidikle yıkılır.
* Bakkal fındığıyla yar sevilmez.
* Bıçak keser ama, arada masat lâzım.
* Bir ağaçtan hem camiye direk olur, hem kenefe kürek olur.
* Bal tattırma ayıya, pekmez tulumunu yırttırırsın.
* Başını acemi berbere emanet eden, pamuğu cebinden eksik etmesin.
* Bir arap için bir Arabistan yakılmaz.
* Bir çocuğun kırk ebesi olursa; ya kör olur, ya topal.
* Bir çıplağı, kırk harami soyamaz.
* B.k böceği misk kutusunda ne anlar!
* Bir kuş, bir ağaca kırk yılda bir konar; bir daha konuncaya kadar ya dal kurur, ya kuş ölür.
* Boşboğazı cehenneme atmışlar, “Odunlar yaş.” demiş.
* Bağdan üzüm çalan, s.ıçtığı pekmezden belli olur.
* Bakmakla öğrenilseydi, kediler kasap olurdu.
* Baş ağrıyınca, sivrisinek davul olur.
* Bektaşiye “ Namaz kıl.“ demişler; “Kılarım ama okumam.-“Demiş.
* Belinde bir tabancası var, boynu kayıştan görünmez.
* Benim derdim inekle dana, karının derdi sürmeyle kına.
* Bıldırcının beyliği, yığınlar (harman ) kalkana kadardır.
* Bir akçe ile, dokuz kubbeli hamam yapılmaz.
* Bir kere insanın ters gitmesin işi; muhallebi yerken , kırılır dişi.
C
* Cami dururken mescitte namaz kılınmaz.
* Canı yanan eşek, attan berk kaçar.
* Can yediğini, ten giydiğini ister.
* Cemal gider ama, kemal seninle kalır.
* Cennete gitse fidan kırar, cehenneme gitse kazan devirir.
* Canı yana eşek, atı geçer.
* Canı kaymak isteyen, mandayı yanında taşır.
* Cömert derler, maldan ederler; yiğit derler, candan ederler.
Ç
* Çoklukta (Kalabalıkta ) eşek kuyruğu kesme; kimi kısa der, kimi uzun.
* Çobana verme kızı; ya koyun güttürür ya kuzu.
* Çarşı iti, koyun beklemez.
* Çağrılmayan yere, çörekçiyle börekçi gider.
* Çanağına ne doğrarsan, kaşığına o çıkar.
* Çıngıraklı deve kaybolmaz.
* Çingene; erişemediği harmanı, zekâtına sayarmış.
* Çirkin karı evi toplar, güzel karı düğün gezer.
* Çok gezenin ayağına b.k bulaşır.
* Çingeneye cellâtlık vermişler, önce babasının başını kesmiş.
* Çingeneyi paşa yapmışlar, “Şu ağaçlardan ne güzel kasnak olur!” demiş.
* Çavdar unundan baklava olmaz.
* Çekirge ne ki budu ne olsun.
* Çengi ölüsü çalgıyla kalkar.
* Çıkacak can yorganda da çıkar urganda da.
* Çiftçinin karnını açmışlar, kır tane “gelecek yıl” çıkmış.
* Çocukla yoğurt yiyen, ağzına yüzüne bulaştırır.
* Çubukken çıt demeyen, ağaçken küt demez.
* Çürük baklanın kör alıcısı olur.
D
* Dadandı dayım köfteye, yine gelir haftaya.
* Değirmencini evine hayırlı haber gelmez.
* Değirmenden gelenden börek umarlar.
* Değirmenin sesini işitiyoruz, ununu gördüğümüz yok.
* Dilenciye hıyar vermişler, eğiri diye beğenmemiş.
* Deliye osur demişler, sıçıvermiş.
* Dervişe “Bağdat’ta pilâv var,” demişler;” Yalan değilse, ırak değil,” demiş.
* Devede kalıp var ama, katarını bir eşek çeker.
* Deve Kâbe’ye gitmekle hacı olmaz.
* Deveye “Bir çömlek yapıver,” demişler, yedi kazan sütü devirmiş;“Çok şükür kazasız çıktım,” demiş.
* Deveyi eşek yeder ama yükünü çekemez.
* Dokuz bacanak, bir çavdar gölgesinde eğlenir.
* Dolapta kurabiye var ama, senin ağzına göre değil.
* Dövüş, seyirciye kolay gelir.
* Dört paralık adamın, sekiz paralık keyfi olur.
* Düşmanın sözü kayar geçer, dostun sözü koyar geçer.
* Davetsiz misafir, mindersiz oturur.
* Deveye “Kalk oyna.” demişler; bir çam, bir çardak devirmiş.
* Dadıya dayanan, evlât yüzüne hasret kalır.
* Dağdaki tavşana, evde tencere hazırlama.
* Dalga boyu aşmış; ha bir karış, ha beş karış.
* Dağda gezen ayıya rastlar, dayıya da.
* Delinin getirdiği çalı üstünü kurutmaz.
* Deveyle tepiş olmaz.
* Doğru söyleyenin bir ayağı üzengide gerek.
* Don ıslanmayınca balık tutulmaz. Dilencinin hakkından dolandırıcı gelir.
* Deliye bal tattırmışlar, çarşıda katran bırakmamış.
* Değirmende doğan sıçan, gök gürültüsünden korkmaz.
* Denizi yakamazsam, cızlatırım ya!
* Dertsiz baş, bir tek bostan korkuluğunda bulunur.
* Düşün deli gönül düşün; beygir mi alınır kışın, onun da parası peşin.
* Devekuşu uçmaya gelince ayağını, yük taşımaya gelince kanadını gösterirmiş.
* Deveyi düğüne çağırmışlar; -“Tabanım yırtık, oynayamam, dudağım yırtık, yırlayamam. “ demiş. ·
* Donsuzun gönlünden dokuz top bez geçer.
* Dostu çok olanın postu çabuk eskir.
* Düğüne ses, ölüme yas yakışır.
* Deli deli akanı, bura bura tıkarlar.
* Deveci ile konuşan, kapısını büyük yapmalı.
* Dilenci bir tane olsa, şekerle beslenir.
* Dilenciliğin payesi düşüktür ama geliri yüksektir.
* Dinsiz, bektaşiye kızar da oruç yemeye yeltenir.
* Dokuz at, bir kazığa bağlanmaz.
* Dut kurusu ile yar sevilmez.
* Dünyayı sel bassa, ördeğe vız gelir.
* Düt demeye dudak gerek, kaşınmaya tırnak gerek.
E
* Ekmeğin büyüğü, hamurun çoğundan olur.
* Ebe çok olursa, cenin sakat doğar.
* Eğri ağaca “yayım”, her gördüğüne “dayım” deme.
* El ağlarsa gözünden, anam ağlarsa özünden.
* Elekçiyi paşa yapmışlar, ille de “kasnak” demiş.
* El elin eşeğini türkü çağırarak arar.
* Ellere gözlük verir, kendi kamburunu görmez.
* Erkeğe yar ölüsü, yorgan yenisidir.
* Eşeği tımar eden, osuruğuna katlanır.
* Ettiğin hayır, ürküttüğün kurbağaya değsin.
* Eğer’le meğer’i evlendirmişler, “Keşke” adında çocukları olmuş.
* El ağzına bakan, sel ağzına yuva yapar.
* Eşeğe “Cilve yap.” demişler, tekme atmış.
* Eşeği düğüne çağırmışlar; “Ya odun lâzımdır, ya su.” demiş.
* Emanet eşeğin paldımı , yokuşta kopar.
* Ekleme kuyruk, tez kopar.
* Ekmeğini yalnız yiyen, yükünü kendi kaldırır.
* Ektiğimiz nohut, leblebi oldu da, başımızda şakırdıyor.
* Ehl-i keyfe zevk verir kahvenin kaynaması, eşeği baştan çıkarır sıpanın oynaması.
* Eşeğe rakı içirmişler, çulunu bahşiş vermiş.
* Eşeği kurt yemiş, sahibi “Düş olsaydı bari. “ demiş.
* Eşeğin ölümü, köpeğe düğündür.
* Eşek at olmaz,ciğeri et olmaz.
* Evinde karın çirkin ise,
Geçimin de bozuk ise,
Ne işin var ölü evinde;
Gir ağla, çık ağla.
Evinde karın güzel ise,
Geçimin de iyi ise,
Ne işin var düğün evinde
Gir oyna, çık oyna.
* El içinde vasiyet ettik, ölmemek olmaz.
* Eli hamur ovalar, gözü dana kovalar.
* Elin öldürüverdiği yılan; kafasını kaldırır kaldırır, bakar.
* El yumruğu yemeyen, kendi yumruğunu bozdoğan armudu sanır.
* El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu bozdoğan armudu sanır.
* Erkek kocarsa koç olur,- karı kocarsa hiç olur.
* Eski fener; kâh yanar kâh söner.
* Eski zaman atlarına eski Osmanlılar binip gitmiş.
* Eşeğine bakmaz da, Hasan Dağı’na oduna gider.
* Evi süsü gösterir, orospuyu düzgün gösterir.
* Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.
* Erkeğin kalbi enginar yaprağıdır, her katında bir kadın yatar.
* Eskiye rağbet olsaydı, bit pazarına nur yağardı.
* Ev sahibi kurnaz, pastırmayı ince ince doğrar; kurnaz misafir, ikişer – üçer yutar.
* Eşek çamura düşünce, sahibinden yavuz kimse olmaz.
F
* Fare düşmekle deniz mundar olmaz.
* Feleğin işleri, ayıya kaval çaldırır.
* Fukaranın çocuğu, zenginin malı kıymetlidir.
* Fırsat rüzgâra benzer; marifet, onu geçerken tutmaktır.
* Fili güdenden sor, deveyi yedenden.
* Fildişi tarak, seni başına göre değil, bırak.
* Fakir dost çabuk unutulur.
* Fareye rakı içirmişler; “Şu kediyi bana bir buluverin. “ demiş.
* Fakirin buğdayı çavdar, ineği keçidir.
* Fakir, zenginin malını hesabederken, bir kütük çıra yakmış.
* Fukara canına güvenir, zengin malına.
* Fukara canı için dua eder, zengin malı için.
* Fırın düzen alır, hamur biter; ev düzen alır, ömür biter.
G
* Görmediğin oğlu olmuş; çekmiş, çükünü koparmış.
* Güzel görünür, çirkin bürünür.
* Gâvura kızıp da oruç bozulmaz.
* Girmediği bir Gerede zindanı kalmış, onda da altı ay eğlenmiş.
* Gönülsüz davara giden köpekten hayır gelmez.
* G.t kısmetten çıkınca, uçkur kudretten kırılır.
* Göz derya, seyir bedava.
* Güzellik on, gerisi don.
* Gâvura kızıp da oruç bozulmaz.
* Gece şarap, gündüz kumar; bu haliyle cennet umar.
* Gelinin güzelliği damadın harcıyladır.
* Gevşek tükürüğün sakala zararı vardır.
* Gitti ağalar, paşalar; kellere kaldı köşeler.
* Gurbette öğünmek, hamamda türkü söylemeye benzer.
* Güttüğümüz üç davar, ıslığımız dağlar aşar.
* Gözü tanede olan kuşun ayağı tuzaktan kurtulmaz.
* Gurbette taşa yaslanmayan , evdeki yastığın kıymetini bilmez. Gelinin güzelliği, damadın harcıyla.
* Gümbürtüden korkan, kazancı dükkânına girmez.
* Güzellik bir sivilceye, varlık bir kıvılcıma bakar.
* Güzellik on, dokuzu don.
H
* Hem çıplak, hem poyraza karşı gider.
* Her gün güzel giyenin, bayramda g.tü açık kalır.
* Herkesin aklı bir olsa, sığırı güdecek çoban bulunmaz.
* Herkes sepet örer ama, g.tünü geçiremez.
* Her sakaldan bir tel, köseye sakal.
* Hırsızlık bir ekmekten, kahpelik bir öpmekten başlar.
* Her hıyarım var diyene, tuz alıp seğirtme.
* Her aferin’e koşan tazının bacağı çabuk kırılır.
* Hacı hacıyı Mekke’de bulur.
* Hasta olan ölmez, eceli gelen ölür.
* Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
* Hac nasip olmayacak adamı, deve üstünde yılan sokarmış.
* Hak yoluna vermeyiz bir mangır, şeytan yoluna gider tangır tangır.
* Havlamasını bilmeyen köpek, sürüye kurt getirir.
* Helvayı yapalım ama; üzüm bağda, bağ da dağda, hadi tavayı komşulardan buluruz da, iş unla yağda.
* Herkese kendi osuruğu, ciğer kavurması gibi gelir.
* Hanımın hısımı gelince, oklavalar şıkır şıkır; beyin hısımı gelince, dişler şıkır şıkır.
* Hiç üzüm yoktur ki, g.tünde çöpü olmaya.
* Hacı’ya “ Tesbih alır mısın?” demişler; “ Ha biz buraya niye geldik!” demiş.
* Hak yardım ederse Abdi kuluna, kurt çoban olur koyununa.
* Hem karnın tok olsun, hem börek tepsisi bütün .( Nasıl olur bu.).
* Her eşek kendi makamıyla anırır.
* Herifin sakalı tutuşmuş, o , “Dur, şu çubuğumu yakayım,” der.
* Hesapsız kasabın masadı g.tüne girer.
* Hoca doyduktan sonra kırk armut yemiş, “Onun da yeri başka .” demiş.
* Hakaret muhayyerdir, sahibine iade olunur.
* Hamamda türkü çağırması, gurbette öğünmesi kolaydır.
* Hancının tavuğu, yolcu atının arpasıyla geçinir.
* Harmana giren öküzün ağzına sepet geçirirler.
* Helva helva demekle, ağız tatlanmaz.
* Hem dizime oturur, hem sakalımı yolar.
* Her düşen, kabahati pabucunda bulur.
* Herkes kendi kazandığını kendisi yese, karnı ambar olur.
* Hocam, güzel güzel okuyorsun ama hasta ölüyor.
* Horozla yoldaş olanın menzili çöplüğe kadardır.
* Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
* İç dedilerse çeşmeyi de kurut demediler ya.
*İ htiyar deme , genç deme;
evde karın bulunsun.
Arpa deme, buğday deme;
evde unun bulunsun.
Çalı deme, çırpı deme;
evde odun bulunsun.
İ
* İki analı çocuk sütten, iki karılı adam bitten ölür.
* İmama gelmişken nikahlar tazeleyelim.
*İ nek ayağı buzağı öldürmez.
* İniş aşağı kavga olmaz, atta duran var, duramayan var.
* İnsan gün gelir dağı kaldırır, gün gelir darıyı kaldıramaz.
* İşi işine denk olanın, götü dümbelek çalar.
* İt takkeyi neylesin, dingilderken düşürür.
* İki karılı, bitten; iki analı, sütten ölür.
* İnsan sümbül kokusundan, eşek sidik kokusundan hoşlanır.
* İmam yiyişli, muhtar duruşlu ol.
* İşleyen(çalışan) eşeğin boynu boncuklu olur.
* İt, kışı geçirir ama, gel de derisinden sor.
* İnsanın çok olduğu yerde, akla sıkıntı olmaz.
* İnsan şaşırınca, karısına “hala” der.
* İp, ince yerinden kopar.
* İt itle dalaşırken, koyunu kurt kapar.
* İyi at yemini artırır, kötü at kamçısını.
* İyini ekmeği gökyüzünde, kötünü ekmeği dizi dibinde.
* İyi peynir ama, köpek tulumunda.
K
* Kalbur kadar evin, deliği kadar derdi vardır.
* Kasap evinde her gün kurban bayramı.
* Kazan nerede kaynarsa, maymun orada oynar.
* Karanlıkta görülen iş, alaca olur.
* Karaya sabun, ölüye öğüt kâr etmez.
* Karga gül dalına konmakla bülbül olmaz.
* Karıncanın hediyesi, çekirge ayağıdır.
* Karıncaya tükürük göl gelir.
* Karpuz kabuğuyla büyüyen eşeğin ölümü sudan olur.
* Kazık yerini buldu, tokmağa ne hacet!
* Kırk yıllık çingeneye, maşa yapması öğretilmez.
* Kopacak kiriş, sesinden belli olur.
* Körler mahallesinde ayna satılmaz.
* Kendi hasırda, gözü Mısır’da
* Kılavuzu horoz olan, kümeste geceler.
* Kömürcünün evine giden, yüzü kara çıkar.
* Köpeğin ahmağı, baklavadan pay umar.
* Köre “Mum pahaya çıktı,” demişler, “O bizim harcımız değil,” demiş.
* Kurdun adı “yedi”, yese de, yemese de.
* Kaçan da “ Allah Allah “ der, kovalayan da.
* Karga güvercin gibi yürümeye kalkışmış, kendi yürüyüşünü de unutmuş.
* Karnımın penceresi yok ya; kuru ekmek yerim, kimseye eyvallah etmem.
* Kavak uzaya uzaya göğe değmez ya; elbet gir gün belinden kırılır.
* Kaymağı seven, mandayı yanında taşır.
* Kayserili’ye eşek boyaması öğretilmez.
* Kelle bizim olsa, gider Konya’da tıraş ettiririm.
* Kestirme yoldan giden, çok dolaşır.
* Kırlangıcın zararını biberciden sormalı.
* Kuraklık günde köpekle şaka yaparsan, çamurlu günde elbisenin berbat eder.
* Kurdun adı yaman çıkmış; tilki var, baş keser.
* Kaçakçıdan iyi tütün kolcusu olur.
* Kalendere “Kış geliyor.” Demişler; “Gelsin, ben titremeye hazırım.” Demiş.
* Kalın incelinceye kadar, ince koparmış.
* Kan kusana, altın leğenin faydası ne?
* Kargaların kurduğu dernek; “kışşşş” deyince dağılır.
* Katıra “Baban kim?” diye sormuşlar; “At dayım olur.” Demiş.
* Kaz değilsin, ördek değilsin; paçana kadar suda ne gezersin!
* Keçi kurttan kurtulunca, gergedan olur.
* Kılavuzu karga olanın, burnu b.ktan çıkmaz.
* Kelin yanında kabak anılmaz.
* Kel kız, ablasının saçı ile öğünür.
* Kedinin kanadı olsaydı, dünyada serçenin kökü kesilirdi.
* Kocakarıya zülüf yakışmaz.
* Kurtlar ihtiyarlayınca, köpeklerin maskarası olur.
* Kürsü dibinde ağlar, davul önünde oynar.
* Kadersiz köpek, kurban bayramından önce ölür.
* Karganın gönlünden şahinlik geçer.
* Katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsine tükürdüğüm cinsine çeker.
* Kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse, gelinin başını yarar.
* Kepenek altında er yatar, çul altında küheylan.
* Komşu boncuğunu çalan, gece takınır.
* Kötü komşu, insanı elek – tekne sahibi yapar.
* Köpeğe gem vurma, kendini at sanır.
* Kurt, eşek yediği dereye dokuz kere gider.
* Küçük idi kıyamadım, büyük oldu, yenemedim.
* Koyunun kuyruğu ne kadar büyük olursa olsun, ancak kendi k.çını örter.
L
* Lâkırdı bilmeyen hödükler, sönmüş ateşi körükler.
* Leyleğin ayağını kesmişler, uçuvermiş; “ Acısını konduğun zaman duyarsın.” demişler.
* Lâfla pilâv pişse, deniz kadar yağ benden.
* Leyleği kuştan mı sayarsın; yazın gelir, kışın gider.
* Leyleğin ömrü laklakla geçer.
M
* Mahallede biri ölür, herkes kendi ölüsüne ağlar.
* Malını yiyip de ölmüş var mı, kes avrat soğanın birini.
* Mekke’ye gitmişsin, misk sürünmedikten sonra neye yarar!
* Minareyi yaptırmayan yerden bitmiş sanır.
* Malın varsa, içinde bulun;
gemin varsa kıçında bulun.
* Mecliste elini, sofrada elini kısa tut.
* Misafir ev sahibinin danasıdır, nereye bağlarsa orda durur. · *Meyhanecinin şahidi bozacıdır.
* Misafir ev sahibinin danasıdır, nereye bağlarsan orda durur.
* Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz.
* Meyhanecinin yüzünü bayram topu güldürür.
* Mangal başı- kış gününün lâle zarıdır.
* Meyhaneci olur da şarap içmez mi!
* Misafiri horoz olanın ambarında buğday olmaz.
* Müflis aç kalınca, eski defterleri karıştırır.
N
* Nereye varsan, okka dört yüz dirhem.
* Ne benden sana bazlama, ne senden bana gözleme
* Nefesine güvenen borazancı başı olur.
* Ne Şam’ın şekeri, ne arabın yüzü.
* Ne verdin elime, ne çalayım yüzüne.
* Ne yedim pancar, ne yüreğim sancar.
* Ne zengine borçlu ol, ne züğürtten alacaklı.
* Nisan yağar mayıs öğünür, mayıs yağar ambar öğünür.
* Niyet etmiş yağmaya, kıyamette kalkmaya.
* Namaza meyli olmayanın, kulağı ezanda olmaz.
* Nefesine güvenen borazancıbaşı olur.
*Nerde çalgı, orda kalgı.”
O
* On paralık fener, ancak bu kadar yanar.
* Osuruklu g.te kepek ekmeği bahane.
*O ayıp, bu ayıp; ne yapsın bizim Şuayp!
* Oğlan aldı, oyuna gitti; çoban aldı, koyuna gitti.
* Oğlan doğur, kız doğur;seleyi yine sen götür.
* Oğlum olsun da meyhanede olsun; bir gün olmazsa, bir gün ayılır.
* O hacı bu hacı; kim olacak boyacı?
* Okumak bilmez, gözü defterdarlıkta.
* Olgun kızılcık diş istemez.
* Olsa ile bulsa, ikisi bir araya gelse; neler olur neler!
* Omzuna bir çuval somun yükletsen, ardına düşecek bir köpek bulunmaz.
* Osurukla boya boyansa, her yer fıstıki olurdu.
* Oturduğu yer ahır eskisi, çağırdığı İstanbul türküsü.
* Olsa ile bulsa’yı ekmişler, “hiç” çıkmış.
Ö
* Öldüğüne bakmaz da, ceviz ağacından tabut ister.
* Ölem desem ecel yok, kalkam desem mecal yok.
* Ölümü bilmeyen, bayılmaya razı olmaz.
* Öpmeye meramı yok, yanağın nerde diye sorar.
* Öğe öğe öküz ettiler, boynuzunu dokuz ettiler.
* Öd ağacı yanmayınca kokusu çıkmaz.
* Öfke gelir, göz kararır; öfke gider, yüz kızarır.
* Öküz yem yiyince, çifte gideceğini bilir.
* Ölecek karga, kırılacak dala konar.
* Ölme eşeğim yaz gelir; çayır, çimen tez gelir.
* Ölüsü olan bir gün ağlar; delisi olan her gün ağlar.
* Önümüz darı kavurur, arkamız harman savurur.
* Öyle buğdayın böyle ekmeği olur.
* Öksüz çocuğu dövmesi kolay, alçacık eşeğe binmesi kolay.
P
* Pamuk çuvalının ha altında kalmışsın , ha üstünde.
* Parasız meyhaneye gidenin, okka çömleği başında patlar.
* Pehlivana “tut” demişler, -Elimden gelse canını alacağım,” - demiş.·
* Pabuç emanet, sokak elin; gez babam gez.
* Papaza kızıp, oruç bozulmaz.
* Para akıl öğretir, don yürüyüş.
* Paranın gittiğine bakma, işinin bittiğine bak.
* Para tutmakla birikir, yutmakla değil.
* Pazardaki ete soğan doğranmaz.
* Pişirdiği çoktur, hiç birinin aklı yoktur.
R
* Rençperin karnını yarmışlar, kırk tane “gelecek yıl “çıkmış
* Pek kirlenme sabuna zarar, pek acıkma ekmeğe zarar.
* Raftan sünger düşmüş, hanımın başını yarmış.
* Rüya ile hülya olmasa, züğürtlerin canı çıkar.
* Ramazanda borç alana, bayram çabuk gelir.
* Rüzgâr kayadan ne alır!
* Rüya ile hülya olmasa, züğürtlerin canı çıkar.
* Rüya, boş gezenin sermayesidir.
* Rüzgârına ardı yağış, sevincin ardı dövüş.
S
* Sabır ile koruk helva olur, dut yaprağı atlas.
* Saç tava gelir hamur tükenir, insan tava gelir ömür tükenir.
* Sağılan ineğin altına otururlar.
* Sağmadı sütünü, kör inek koydu adını.
* Sakla beni var iken, bulunayım san yok iken.
* Saman pazarında cevahir satılmaz.
* Sanatına hor bakan, boynuna torba takar.
* Sana vereyim bir öğüt.Ununu kendi elinle öğüt.
* Sarhoşun mektubu, meyhanede okunur.
* Satılmadık ziftim olsun, Selânik’ten kel gelir.
* Sekiz günlük ömür, dokuz günlük nafaka ister.
* Senin gözün ayranda, benim gözüm Meryem’de.
* Sıçan demiş ki:İnci dişlerime kıysam, demiri dişlerim.
* Sirke ne kadar keskin olsa, kendi küpünü çatlatır.
* Soydur çeker, b.ktur kokar.
* Sakalı gür olan, köselere eğlence olur.
* Sarı öküzün yanında duran, ya huyundan, ya tüyünden.
* Sekiz olur, dokuz olur; tosun büyür, öküz olur.
* Sen ağa, ben ağa; bu ineği kim sağa?
* Sen pekmezi getir de, sinek Bağdat’tan gelir.
* Sırtı kaşınan köpek, çobanın değneğine sürtünür.
* Sivrisinek kavağın arkasına gizlenmiş; “Ne yapıyorsun?” diyenlere, “Kavak bana yaslanıyor.” Demiş.
* Sen çakıya sap takıncaya kadar, hıyarın vakti geçti.
* Serçeden korkan darı ekmez.
*Sokak elin, pabuç emanet; gez babam gez.
*Serçe küçük bir kuştur ama, zararını git çiftçiden sor.
* Serçe filin kulağına konmuş da; “Acıttım mı?” demiş.
* Sevilmeyenin sesi dangıldak, yürüyüşü zömbüldek gelir.
* Sade pirinç serde olmaz, bal gerektir kazana; baba malı tez tükenir, meğer evlât kazana.
* Sirkeyi, sarmısağı hesabeden paça içemez.
* Sen bir garip çingenesin, nene gerek gümüş zurna! * Sultanahmet’te dilenir, Ayasofya’da sadaka verir.
* Suç, iğde de var, yünde de var ; çıkrıkta da var, yünü eğiren kancıkta da var.
* Sarı ineği gören, içi dolu yağ sanır.
* Sakala itibar olsaydı, keçi peygamber olurdu.
* Sakal ile kâmil olsaydı işi, keçiye danışırlardı her işi.
* Samanlıkta yatar ama vezir rüyası görür.
* Sarı samanın altından su yürütür, üstüne çıkar vaaz verir.
* Senin aradığın kantar, Bursa’da kestane tartar.
* Serçenin kantarı da kendine göredir.
* Sıçanın boynuna çıngırak takınca, kısmeti kesilir.
* Sırça köşkte oturan, komşularına taş atmaz.
* Soğanın acısını yiyen bilmez, doğrayan bilir.
* Söylemeyip kulunç olacağıma, söyleyip gülünç olayım.
* Söyleme arsız olur, saklama arsız olur.
Ş
* Şaşkın ördek götün götün yüzer.
* Şalgam , kazana girince et oldum sanır ; arap, ata binince bey oldum sanır.
* Şehire bir hasta geldi: Derdi börek, virdi çörek.
* Şişman incelinceye kadar zayıf koparmış.
* Şahin için tuzak kursam, karga çıkar bahtıma.
* Şaşkın ördek başını kor da kıçında suya dalar.
T
* Tahtadan çuvaldız; ne kaybeden üzülür, ne bulan sevinir.
* Tatlı tatlı yemenin, acı acı o.urması olur.
* Tavşanı tazı tutar, çalımı avcı satar.
* Tahsil, cehaleti alır ama, eşeklik baki kalırmış.
* Tazının topallığı, tavşanı görünceye kadardır.
* Tembel badem yemek ister, kabuğunu soymaya üşenir.
* Tilkiye, “Tavuk eti sever misin?” diye sormuşlar, “Adamın güleceğini getirmeyin.” demiş.
* Tabut arayanın gözü yaşlı olur.
* Tarlada darım yok ki, serçeyle kavgam olsun.
* Taşı düşünce, yüzük de kıymetten düşer.
* Tavuğum yumurtladı deme, kümese hırsız dadanır.
* Tazısız ava çıkan, tavşansız eve gelir.
* Toklu bizim olsun da, kuyruğunu yoklarız.
* ”Tuna taştı,” demişler, “Çeviriverin eve” demiş.
* Tarlasında çalışmadım, işine karışmadım.
* Tas anma, evde kabak var.
* Taş atacak zaman var, taş toplayacak aman var.
* Tatlıya yakışmaz soğan, dayısını beğenmez yeğen.
* Tavuk kaza özenirse, g.tü yırtılır.
* Tek kürekle sandal sefasına çıkılmaz
* Tepe mahsulünü yel alır, dere mahsulünü sel alır.
* Terziye “göç” demişler, “iğnem yanımda” demiş..
* Tilki demiş ki: Kendim için demem ama, üzümsüz bağın kütüğü kurusun.
* Tutamadığımız kuş azadımız olsun.
U
* Uyuyanın oturana, dokuz osuruk borcu var.
* Unun yoksa bazlamaya, yağın yoksa gözlemeye özenme.
* Ulu ağacın başından yel eksik olmaz.
* Uludağ, heybe dolusu azıksız geçilmez.
* Usta maymun kamçı istemez.
* Uzunlarda hüner olsa, kavakta hıyar biter.
* Uyuz eşeğe gümüş semer yakışmaz.
* Ummadığın delikten tilki çıkar.
* Urganda da ölüm, yorganda da.
* Ustanın malını bir horoz götürür, keyfini bir katar çekemez.
* Uygun tedbir, takdire kıç attırır.
Ü
* Üç gecelik ay’ı kim olsa görür.
* Ürkütme kurbağayı, yiğit edersin.
* Üstü açık yatarsan, altı batman kar yağar.
* Üstünün ununu görüp de, değirmenci sanma.
* Üvey ana ekmeği, demirden tokmağı.
* Üzüm hırsızı güzün belli olur.
* Üzümü yiyen başka, kütüğünün dibinde yatan başka.
V
* Vakit gelir, tilkinin kuyruğu kendine yük olur.
* Vurdun mu öldür, yedirdin mi doyur.
* Veysel Karani’den yumurta esirgeyen, sansar karaniye tavuğunu kaptırır.
* Vursan ölür, vurmasan ekmeğini elinden alır.
* Yan gelip yatan da bir, k.çını yırtan da bir.
* Yaz’a çıkardık danayı, beğenmez oldu anayı.
* Yazın araması, kışın taraması olmasa, herkes manda besler.
Y
* Yağ bulamazken aşına, fesleğen takar başına.
* Ye yağlıyı, iç suyu, donarsa donsun; ye tatlıyı, içme suyu, yanarsa yansın.
* Yağmur yağsın da varsın kiremitçi ağlasın.
* Yalan dokuzmuş, sekizi avcının torbasından çıkmış.
* Yalan katmayınca lâf artmaz, hama katmayınca mal artmaz.
* Yangını körükleyen sakalından tutuşur.
* Yarım hekim candan eder, yarım imam dinden eder.
* Yaya gözüyle at, bekâr gözüyle it alınmaz.
* Yavaş tükürüğün, sakala zararı vardır.
* Yaz diye yola çıkarken, kışı gözüne al.
* Yedeği olan şey, çabuk kaybolur.
* Yengece “Niçin yan yan gidiyorsun?” diye sormuşlar; “Serde kabadayılık var,” demiş.
* Yiğitliğin dokuzu kaçmak, iri vurmak.
* Yoldaşın iyiyse, Bağdat yakındır.
* Yorgun eşeğin “çüş” canına minnet.
* Yükü görünce kaçar, lopu(yemek) görünce ağzını açar.
* Yüz verdik deliye, deli sıçtı halıya..
* Yük altında öküz bağıracağına, kağnı gıcırdamış.
Z
* Zengine şekerden helva basarlar, fakire pekmez bile bulunmaz.
* Zenginin yorganı kalın olur da, osuruğunun kokusu dışarı çıkmaz.
* Zenginlik, yürüyüş; fakirlik ,dövüş öğretir.
* Zaten sıska, ne yapsın muska.
* Zayıf ata, kuyruğu yüktür.
* Zemherinin, kışından, zamanenin puştundan sakın.
* Zengin buldu, “mübarek ola”; fakir buldu, “nerden bula?”.
* Zengine mal veren, denize su taşır.
* Zenginin ayıbı, fukaranın hastalığı ortaya çıkmaz.
* Zengini malı, fukaranın çocuğu kıymetlidir.
* Zenginin gönlü oluncaya kadar, fukaranın canı çıkar.
* Zenginin horozu bile yumurtlar.
* Zengini malı, züğürdün çenesini yorar.
* Zenginlik insan yürüyüş, fakirlik dövüş öğretir.
* Zerdaliden düdük olmaz,adan al haberi.
* Zurnacının karşısında limon yenmez.
* Züğürt olup düşünmektense, uyuz olup kaşınmak yeğdir.
KAYNAKÇA: - Folklör Ve Halk Edebiyatı ( Eflatun Cem Güney)
- Atasözleri Ansiklopedisi ( Ragıp Soysal)
ATASÖZLERİ SÖZLÜĞÜ – İlknur Levent
Çin düşünürü Lao Tzu’nun öyküsü…
Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış… Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
“Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı” dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler…
İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. “Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş… Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler.
“Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var..”
“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.
Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?”
Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler, ama içlerinden “Bu herif sahiden geri zekalı” diye geçirmişler… Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler.
“Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.
“O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın
kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin sonunda ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler… “Gene haklı olduğun ortaya çıktı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…”
“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde… Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
“Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.
Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.
Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen
oracıkta olduğunu görürsünüz.”
Bankada bir hesap sahibi olduğunu düşün, hesabına her sabah 86.400 dolar para yatırılıyor, fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasın, ertesi güne transfer edilemez. Paranı kullansan da kullanmasan da hesap her akşam sıfırlanıyor. Ne yaparsın? Tabii ki hepsini harcamaya çalışırsın; Hepimiz, Zaman adlı bu bankanın müşterileriyiz;
Her sabah 86.400 saniyeye sahip oluyoruz; yarına transfer edilemez, Her sabah hesabımız dolar, her akşam boşalır. Geri dönüş yok, saniyelerini şu anı yaşayarak harca, en iyisi bunlarla yatırım yap.
Mutluluk, sağlık ve başarı için. Zaman kaçıyor. Her gün için en iyisini yap.
Bir senenin değerini anlamak için sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.
Bir ayın değerini anlamak için, 8 aylık bir bebek doğuran anneye sor.
Bir haftanın değerini anlamak için, haftalık dergi çıkaran bir çilekeşe,
Bir saatin değerini anlamak için, kavuşmayı bekleyen sevgililere sor.
Bir dakikanın değerini anlamak için, trenin kaçıran yolcuya sor.
Bir saniyenin değerini anlamak için, bir kazayı önleyemeyen sürücüye sor.
Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan koşucuya sor.
Her anını değerlendir, her dakikanı çok özel biriyle paylaş. Zamanına ortak edebileceğin kadar özel biriyle.
Unutma! Zaman hiç kimse için durmaz. Geçmiş zaman tarihtir. Gelecek zaman sırlar, mechullerle dolu.
Sadece şu an sana verilen gerçek bir armağandır.
Bu hafta dostluk haftası olsun. Arkadaşlar bulunmaz mücevherlerdir. Bizi üzerler, cesaretlendirirler ve zaman zaman avuturlar. Kalplerini bize açarlar. Arkadaşlarına, onları sevdiğini göster.
Arkadaşlık mesajını herkese gönder, cevap alırsan bütün hayatın için bir dostun bulunduğunu anlarsın.
Onlara ne kadar çok ihtiyacın olduğunu ve senin için ne kadar önemli olduklarını dikkatle denersen görürsün….
Kaynak: Ahmet Kabaklı

2:83 And remember We took a covenant from the Children of Israel (to this effect): Worship none but Allah. treat with kindness your parents and kindred, and orphans and those in need; speak fair to the people; be steadfast in prayer; and practise regular charity. Then did ye turn back, except a few among you, and ye backslide (even now).
Turkish:
2:83 Hani Israilogullarindan, “Allah’tan baskasina kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakinlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranin, insanlara güzel söz söyleyin, namazi dosdogru kilin ve zekati verin” diye misak almistik. Sonra siz, pek aziniz hariç, döndünüz ve (hala) yüz çeviriyorsunuz.
French:
2:83 Et [rappelle-toi], lorsque Nous avons pris l’engagement des enfants d’Israël de n’adorer qu’Allah, de faire le bien envers les pères, les mères, les proches parents, les orphelins et les nécessiteux, d’avoir de bonnes paroles avec les gens; d’accomplir régulièrement la Salat et d’acquitter le Zakat! - Mais à l’exception d’un petit nombre de vous, vous manquiez à vos engagements en vous détournant de Nos commandements.
German:
2:83 Und (gedenket der Zeit) da Wir einen Bund schlossen mit den Kindern Israels: “Ihr sollt nichts anbeten denn Allah; und Güte (erzeigen) den Eltern und den Verwandten und den Waisen und den Armen; und redet Gutes zu den Menschen und verrichtet das Gebet und zahlet die Zakat.” Ihr aber kehrtet euch späterhin ab in Widerwillen, bis auf einige wenige von euch.
Spanish:
2:83 Y cuando concertamos un pacto con los hijos de Israel: “¡No sirváis sino a Alá! ¡Sed buenos con vuestros padres y parientes, con los huérfanos y pobres, hablad bien a todos, haced la azalá dad el azaque!” Luego, os desviasteis, exceptuados unos pocos, y os alejasteis.

2:60 And remember Moses prayed for water for his people; We said: “Strike the rock with thy staff.” Then gushed forth therefrom twelve springs. Each group knew its own place for water. So eat and drink of the sustenance provided by Allah, and do no evil nor mischief on the (face of the) earth.
Turkish:
2:60 (Yine) Hatirlayin; Musa kavmi için su aramisti, o zaman biz ona: “Asani tasa vur” demistik de ondan oniki pinar fiskirmisti, böylece herkes içecegi yeri bilmisti. Allah’in verdigi riziktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karisiklik çikarmayin.
French:
2:60 Et [rappelez-vous], quand Moïse demanda de l’eau pour désaltérer son peuple, c’est alors que Nous dîmes: “Frappe le rocher avec ton bâton.” Et tout d’un coup, douze sources en jaillirent, et certes, chaque tribu sut où s’abreuver! - “Mangez et buvez de ce qu’Allah vous accorde; et ne semez pas de troubles sur la terre comme des fauteurs de désordre”.
German:
2:60 Und (gedenket der Zeit) da Moses um Wasser betete für sein Volk und Wir sprachen: “Schlage an den Felsen mit deinem Stab”, und zwölf Quellen brachen aus ihm hervor; jeder Stamm kannte seinen Trinkplatz. “Esset und trinket von Allahs Gaben und verübt nicht Unheil auf Erden, indem ihr Unfrieden stiftet.”
Spanish:
2:60 Y cuando Moisés pidió agua para su pueblo. Dijimos: “¡Golpea la roca con tu vara!” Y brotaron de ella doce manantiales. Todos sabían de cuál debían beber. “¡Comed y bebed del sustento de Alá y no obréis mal en la tierra corrompiendo!”
Sözüm şudur özetle Ölüm vardır unutma.
Yapış en sağlam ipe Ölüm vardır unutma
Kulağa olsun küpe Ölüm vardır unutma
Başlasın hazırlıklar Deme daha vakit var
Kabre girme günahkâr Ölüm vardır unutma
Nefsine uyup azma Her şeye hemen kızma
İhlâsını hiç bozma Ölüm vardır unutma
Nefse şeytana kanma Hazır ol oyalanma
Eceli uzak sanma Ölüm vardır unutma
Kötüye olma yoldaş Nefsin ile et savaş
Bütün engelleri aş Ölüm vardır unutma
Çalışanı Hak sever Kendini hizmete ver
Arama zaman ve yer Ölüm vardır unutma
İşi yarına atma Dini dünyaya satma
Nefsi fazla uyutma Ölüm vardır unutma
Hiçbir şeyle övünme Pişman olup dövünme
Sağlığına güvenme Ölüm vardır unutma
Olmayasın divane Bulma özür, bahane
Yaşasan da şahane Ölüm vardır unutma
Seher vaktinde inle Hesaplaş hep kendinle
Gözün aç, iyi dinle Ölüm vardır unutma
Zanla kimseyi yerme Kötü bir ömür sürme
Eceli uzak görme Ölüm vardır unutma
Rızkına haram katma Namazı hiç aksatma
Tövbe etmeden yatma Ölüm vardır unutma
Her an sâdık ol yâre Sakın bakma ağyâre
Dolaşma hiç avâre Ölüm vardır unutma
Bid’at ehliyle gezme Hiçbir kimseyi üzme
Günah içinde yüzme Ölüm vardır unutma
Mahşerde olma zelil Teslim ol, hakka eğil
Ecel elinde değil Ölüm vardır unutma
Doğru ol, söyleme kem Onu bunu etme zem
Hazırlanmak pek elzem Ölüm vardır unutma
Hiç kimseye hor bakma Kalb kırma, gönül yıkma
Azıksız yola çıkma Ölüm vardır unutma.
Ecel zaman tanımaz Yaşlı ve genç ayırmaz
Seni beni kayırmaz Ölüm vardır unutma.
’tan kesme ümit Mezara imanla git
İstersen özlü öğüt Ölüm vardır unutma
Dik tutma hiç başını Öyle çatma kaşını
Küçük görme yaşını Ölüm vardır unutma
Düşün inceden ince Hazırlan bir an önce
Durmaz ecel gelince Ölüm vardır unutma
Ahmak yanına varma Başına bela sarma
Cahile bir şey sorma Ölüm vardır unutma
Bir an gaflete dalma Fitneye sebep olma
Mazlum âhını alma Ölüm vardır unutma
Salih ile taş taşı Fasıkla yeme aşı
İlimdir işin başı Ölüm vardır unutma
Yönünü Hakka çevir Yemesin seni kibir
Tabuta imanla gir Ölüm vardır unutma
Sapık yol olsa da bol Bir tanedir doğru yol
Sen de Ehl-i sünnet ol Ölüm vardır unutma
Sünneti inkâr etme Evliyaya kin gütme
Sapık peşinden gitme Ölüm vardır unutma
Gel öğren sağı solu Ortalık sapık dolu
Tektir kurtuluş yolu Ölüm vardır unutma
Ehl-i sünnetsiz olmaz Sapıklar felah bulmaz
Dünya kimseye kalmaz Ölüm vardır unutma
Mezhepsizden durma kaç Herkes mezhebe muhtaç
Ehl-i sünnet başa taç Ölüm vardır unutma
Besleme kötü emel Sağlam olmalı temel
Gel Ehl-i sünnete gel Ölüm vardır unutma
Keramet elbette hak İnkâr edenler ahmak
Ecel gelir muhakkak Ölüm vardır unutma
Uzun emelden vaz geç Şerri bırak, hayrı seç
Sen de gidersin er geç Ölüm vardır unutma
Haramdan elini çek Hesabı vardır tek tek
Yarın için tohum ek Ölüm vardır unutma
Olmuşsan ehl-i sünnet Hazır bekliyor Cennet
Getirme sakın cinnet Ölüm vardır unutma
Hâlin olmadan yaman Henüz çıkmadan can
Her yerde ve her zaman Ölüm vardır unutma
Şan ve şöhrete tapma Er ol, çavuşluk yapma
Ehl-i sünnetten sapma Ölüm vardır unutma
Ömrü geçir izzetle Ecelini gözetle
Sözüm şudur özetle Ölüm vardır unutma.
Acıma, esirgeme, koruma, sevgi gösterme, yardım etme. İnsanı başkalarına iyilik ve yardım etmeye yönlendiren acıma duygusu.
Merhametin kaynağı Allah’tır. İnsanlardaki merhamet, Allah’ın rahmet ve merhametinin bir tecellisi, bir yansımasıdır. Merhamet niteliğini ifade eden Rahman ve Rahim adlarının Kur’an’da Allah ve Rab adlarından sonra en çok anılan isimler olması, Allah’ın merhamet niteliğinin önemini ve sonsuzluğunu gösterir.
Allah merhametini 100 parçaya ayırdı, 99 parçasını kendi yanında tuttu,
bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle
yaratıklar birbirine merhamet eder. Hatta yavrulu hayvan, bir tarafını
incitir endişesiyle ayağını yavrusundan sakınır.
Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin, rahmetini merhametini esirgemesin.
Kâinata, bir merhamet senfonizması nazarıyla bakılabilir. Ayrı ayrı ses ve soluklar; tek ve çift bütün nağmeler, öyle bir ritm içinde akıp akıp gider ki, bunu görmemek ve anlamamak kabil değil. Ve sonra bütün şu parça parça acıma ve şefkat etmelerin arkasında, bu esrarlı koroya hükmeden, herşeyi çepeçevre sarmış geniş rahmetin sezilip hissedilmesi..
Bir de, merhamet duygusunun, ölçüsüz kullanılması ve su-i istimal
edilmesi vardır ki, o da, merhametsizlik kadar, belki daha fazla sevimsiz
ve zararlıdır. Yerinde kullanılan merhamet, bir ab-ı hayat, bir iksir ise,
onun su-i istimal edilmesi de, bir zehir bir zakkumdur.
Ve, asıl olan da, işte bu terkibi kavramaktır. Oksijen ve hidrojen, belli nisbetleriyle terkibe girince, en hayati bir unsuru meydana getirirler.
Nisbet bozulduğu ve ayrı ayrı kaldıkları anda ise, yanıcı ve yakıcı hüviyetlerine dönerler.
Yılan gibi zehirlemekten lezzet alana merhamet edilmez. Ona merhamet, dünyanın idaresini kobralara bırakmak demektir. Eli kanlı, yüzü kanlı;
gönlü kanlı, gözü kanlı; hasılı, hem deli hem de kanlıya merhamet, bütün mağdurlara, bütün mazlumlara karşı en korkunç bir merhametsizliktir.
Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta öğrencisini uğurlarken, yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını, halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş. Öğrenci birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasına gitmiş. Usta ressam üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış. Usta yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş. Usta ressam şöyle demiş: “İlkinde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün.Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma.”
