Ocak 2012
Fedakar Olan Gönülden Sevendir, Yürekli Olan Kendini Bilendir, Umutlu Olan Yaşamayı Sevendir, Unutmayan Dost Bir Ömre Bedeldir ..!

Sorumluluklarını idrak edemeyen, bir gençlik mi türedi ne? Sürekli alan, fakat veremeyen, bir nesil!… Tek çocuk olmanın verdiği bir rahatlık mı, rahatsızlık mı?
Yoksa sorumsuzluk mu?
Kendilerine rahatça sunulan imkanları göremeyecek kadar geçici bir körlük mü?
Başlarında esen kavak yellerine kapılmış gidiyorlar mıdır ne?
Hep mutsuz, hep umutsuz, hep somurtan, ya da hayatı ciddiye almayan halleriyle gerçeklerden uzak!…
Kendi dünyalarında, günü birlik mutluluklarla gönüllerini eğleyen çocuklar!…
Başarısızlıklarını sürekli bir başkasına yükleyen çocuklar!…
Sürekli suçlu arayan, kendini aklamaya çalışan bir halleri var!…
Sorumluluklarına odaklanmayan… Bir şeylere kolayca sahip olmanın verdiği rahatlıkla üretemeyen, lakin; rahatlıktan yayılan… İnternet başında tam gün mesai yapan, internet çocukları!… Aslında internete suçu yüklemek haksızlık olur; kontrol mekanizmanızı oluşturabildiğiniz sürece , “bağımlı” olmadığınız sürece, ayağınıza kadar gelmiş; bulunmaz bir nimet internet!…
Peki ya ilişkileri? Maalesef ilişkileri de, arkadaşlıkları da, dostlukları da balon gibi!.. Bugün biriyle, yarın diğeriyle, hep alan, hep sömüren… Eğlence anlayışları da ilginç!… Kafaları dağıtalım zihniyetinde çocuklar!… Kafayı dağıtalım derken; kendilerini dağıtanlar!…
Dağıttıklarınızı toparlarken, hayatı hep bir adım gerisinden takip edeceğinizi unutmayınız!
Ne oluyor ? … Alkolün pençesinde beyhude bir arayış…
Kaç kitap okudunuz kafanız dağılsın diye?… Veya ne tür bir hobi edindiniz faydalı ve zarar vermeyen; spor yapıyor musunuz?…
yaşam şartları…
Eskiden, baba çalışır ailenin geçimini sağlarmış!… Günümüz de ise; artık iyiden iyiyiye zorlaşan yaşam koşulları; anne-baba ve aile bireylerinin çalışıp çabalayarak aile ekononomisine katkıda bulunmalarını gerektiriyor… Anne- babalarınız sizi iyi bir yerlere getirmek için çalışıp çabalarken, kendi hayatlarını yok sayma pahasına; siz ne yapıyorsunuz? Sevgisiz kaldım diye yakınmaya ve bunun arkasına gizlenmeye çalışıyorsunuz çoğunuz, veya bir kısmınız!
Dejenerasyon hani tabiri caizse “veba” gibi yayılıp yaşanmakta… Yaşam dediğimiz yolda yürürken; iyi-kötü, karanlık-aydınlık… yani yaşama dair ne varsa yolunuza çıkacaktır! Seçim sizin elinizde. Lakin; karanlığa odaklanmak size bir şey kazandırmaz! Her zaman karanlığın içindeki aydınlığa odaklanmalısınız! Manevi duygularımıza ve değerlerinize sığınıp, sıkı sıkıya sarılmalısınız kalkan misali. Tevekkül edin!… Nedir bu isyan, öfke, sürekli bir suçlu arama halleriniz?… Artık suçlu aramayı bırakın… İdeallerinizin peşinden gidin, hatta koşun!… Hayatınızdaki olumsuzluklara kilitlenip; hayatı, anayı-babayı, sorgulamak size zaman kaybettirir. Bırakın artık nedenleri, niçinleri… İdeallerinizin peşinde koşacak enerjiyi üretin… Sorun değil, çözüm üretin, Başkalarına yük olmadan yaşamak ne büyük bir erdem oysa ki!… Boşvermişliği bırakmalı… Sarılmalı hayata ve geleceğe, ideallere!…
”Gölge etme, başka ihsan istemem senden ”
Gençler! sorumluluğunuza , üzerinize düştüğü kadarı ne ise, onunla başlayın. Okulunuzdan, derslerinizden başlayın işe…. O bilinçle hareket edin! Eğitiminizin size yüklediği sorumlulukları yerine getirin; Disiplinli bir yaşamla “zor”u başaracağınıza inanın, bunu başardığınızda; göreceksiniz ki; “ZOR” diye bir şey yok! “CESARET” gösterin yeter ki, kendinize güvenin.. Cesaret edildiği takdirde “zor “olan her şey başarılır.
Gelecek size emanet… Kurtarmak lazım !
Bu Vatanın size ihtiyacı var!…
Sorumluluk duygusu gelişmiş, üreten, düşünen, empati kurabilen, sevgi–saygı içerisinde yaşamayı başarabilen bireyler olmanız dileğiyle!…
Sevgiyle Kalın!
KAYNAK: SUZAN DANIŞ

NELER OLUYOR BİZE?…
Selamsız-sabahsız-vefasız-hoşgörüsüz!… İletişimsizlik!…
ARANIZDA SELAMI YAYINIZ!
Duygusunda, sevgisinde cimrilik yapan insanlara, selam cimrisi insanlar da ekleneli; SELAM vermez-almaz olduk! GÜNAYDIN- MERHABA –SELAMÜNALEYKÜM! derken yüzünüze dik dik bakar oldu insanlar! Oysa iletişimin olmazsa olmazıdır SELAM! Selamlaşmak! Selam vermek ve almak… Ki dinimizce de selamlaşmanın yayılması öğütlenmiştir. Veda ederken ALLAHAISMARLADIK diyerek ayrılmak bir başka huzur verir! Ya da “hoşça kal”, “esen kal” “sağlıcakla” gibi iyi niyet-dilek içeren kelimeler… BYE, chao … Şeklinde soğuk vedalaşmalar yayılır oldu… BYE! BYE! Elini kolunu sallayarak dilimize girdi- yapıştı desek yanlış olmayacak! O mana yüklü ALLAHAISMARLADIK! Hoşça kalınız! Esen kalınız! unutulur mu dersiniz?… Unutulan birçok şey gibi!…
Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol! Ne güzel demiş MEVLANA!
Kİm gerçek- kim sahte ? İnsanların gösterdikleri yüzlerinden başka, göremediğimiz diğer yüzlerini saklama konusundaki becerileri o kadar çok gelişti ki, anlamaya çalışmak yorar oldu!…
Gözlemlerken dehşete düşmemek elde değil. Sahtecilik mi fazlalaştı? Muhteris- riyakar, hasetlik duyguları gelişmiş insanların hızla çoğalmaya başlamasıyla birlikte, tanıyamaz olduk! Komşumuzu-eşimizi-dostumuzu-arkadaşlarımızı! Kavramlar da değerini mi yitirmeye başladı?
İYİLİĞİ , İYİLİKLE BESLEMEK!
Kavrayamaz olduk! Dost kim – Düşman kim? Riyadan uzak -güzel bakan, içten- samimi konuşan, yardımsever… İnsanlara –insanlığa ne oldu? Kötülük, riya, duyarsızlık… Sana kötülük yaptı hadi sen de yap misali misillemeler, kinci-entrikacı bir zihniyet!
İyilik ve kötülük içimizde mücadele ederken ; Biz hangisini daha iyi besler olduk ? Kötülüğe yüzümüzü, iyiliğe sırtımızı mı döndük? İyiliği-asaleti “modanız geçti hadi ordan” deyip, sandığa kaldırırken, hortlayan kötülüğü, entrikayı baş tacı mı eder olduk?
Emeğimizi-enerjimizi hangi duygumuz üzerinde yoğunlaştırıyoruz soruyor muyuz kendimize?
YARDIM ETMEDE AKARSU GİBİ OL! ŞEFKAT VE MERHAMETTE GÜNEŞ GİBİ OL!
Kul düşmeye görsün, düştünmü gösteriyorlar sana HANYA’yı -KONYA’yı… Düştün mü,hani tabiri caizse bir tekme de arkadan gelenler atıyor!… İnsanlar iyi gün dostu olma yolunda neredeyse MASTIRI bittirdiler-DOKTORA verecekler!…
Alışkınızdır; makamını, itibarının kaybenlerin yanından bir bir uzaklaşan dost olmayanları görmeye… Lakin; kazara ayağımız taşa değse düşsek bize uzatılacak eli de arar olduk.!…
Hala gözümün önünden gitmez, günlerce haber bültenleri verdi; Bağdat Caddesi’nde bir pastahanede meydana gelen patlamada, 80 yaşında yaşlı bir dede (daha da yaşlı olabilir)tek bacağı protez… Patlama esnasında oturduğu sandalyeden devrilerek yere düştü. Olay yerinde bulunan bir başka adam, olduğu yerden uzaklaşmışken yeniden döndü, dedeyi kaldıracağına, olay yerinde unuttuğu çantasını kapıp yerdeki dedenin nerdeyse üzerinden atlayıp gitti! İzleyenler bilir!… Dede hayatını kaybetti!… Yandı!… Yani yanarak can verdi!
İnsanlığa dair umutlar kaybolmaya yüz mü tutuyor artık? Tıpkı kaybolan gelenek-görenek-örf adetlerimiz gibi!
ALLAHAISMARLADIK!!!
KAYNAK: SUZAN DANIŞ


Mutluluk; güneşin pırıltısı-ışık saçan, rahmet misali yağmur, lapa lapa yağan kar, bembeyaz bir örtü!..
Mutluluk; denizde dalga! Kah öfkemizi dindiren, kah “şırak” diye yüzümüze vururcasına bizi silkeleyen serin bir tokat!…
Bazen bir kuşun kanat çırpışı, ya da sevdiğimizin kanatları altında var olabilme duygusu mudur?
Mutluluk; sevdiğinin (ana-baba-evlat-kardeş-yaren…) omuzuna başını dayayabilmek; onun gözlerinin taa içine içine bakıp “iyi ki varsın!” Diyebilmek midir?…
Mutluluk; canının canı evladına sarılmak, koklamak; kokladıkça ruhunun can bulması mıdır!..
Mutluluk ; bazen tutunarak yürüdüğün baston!
*********
Mutluluk kimine göre fütursuzca yaşanan ÖZGÜRLÜK….
Özgürlük; kadehlerde aranan MUTLULUK mudur?
MUTLULUK! Ana haber bültenlerine konu olacak kadar, içip içip- kaldırımlarda sızmak mıdır? Hani; hayat bir tiyatro sahnesi, “ben başrolümü böyle oynarım” dercesine!…
Mutluluk ; gerçek olmayan bir kandırmacanın için de var olmak mıdır?
Yanıbaşındakileri aldatırken, duyulan haz mıdır?
*********
BARDAĞIN BOŞ DEĞİL; DOLU TARAFINA BAKMAK MIDIR?
Mutluluk; sevilirken sevmek… Yanındayken değerini bilmek, sevdiklerine sarılabilmektir!
Mutluluk; sevdiklerin yanındayken, çanta da keklik sanmamaktır?
Mutluluk; paylaşmaktır…
Mutluluk; sağlıklı bir ruha ve sağlıklı bir bedene sahip olmaktır!
Mutluluk; ihtisasını gördüğün işi yapabilmek… İşsiz kalmamaktır! İdeallerini gerçekleştirebilmektir…
MUTLULUK BİR TEBESSÜMDE!…
Her şeye rağmen bizi hayata bağlayan ufak da olsa tebessüm ettiren – ve ama mutlaka var olan, o duyguyu şükranla yaşayabilmektir!
Mutluluk, “AN”ı insan gibi yaşayabilmektir; kavramların içini boşaltmadan… Kendimize olan saygımızı yitirmeden!…
Mutluluk küçük dokunuşlarla, hayatı çekilir hale getirebilmek adına gösterdiğimiz cesarettir ustaca; en zor anlarda bile,çözüm üretmektir!…
Mutluluk; maneviyatımızı göz ardı etmeden yaşam mücadelemizi şerefimizle-onurumuzla- insan gibi sürdürebilme gayretimiz; haksızlıklara, yolumuza taş koyanlara, “dur” diyebilmektir… Sineye çekmeden!… Vicdanen müsterih olabilmektir…
Ve tüm yaşanan olumsuzluklara rağmen… Kul’a değil ALLAH’a sığınabilmek ; gözyaşlarımız akarken de!… Aldığımız her nefes için, görebildiğimiz, yürüyebildiğimiz , gülebildiğimiz için … Kısaca bize ihsan eyledikleri için… “ALLAH’a ŞÜKÜR” diyebilmek! ŞÜKÜR ETMEYİ idrak edebilmek değil midir?
Ya da kendimizi avutmak mı dersiniz?…
Sizce mutluluk nedir?…
KAYNAK: Suzan DANIŞ

İlahi sevgi-ilahi duygu!
Herkes manasını bilmeden ya da bilip de menfaat güttüğünden midir nedir? Pervasızca savurmakta; o ilahi kavramları, sıfatları bol keseden… ruhuna işlemesine izin vermeden!…
Aşkım diyor; aşkın ne olduğunu bilemeden- canım diyor; canın ne tatlı, pek de kıymetli olduğunu idrak edemeden -bebeğim diyor; bebeğin kırılgan, bebeğin nazende, bebeğin can ve narin olduğunu anlayamadan!… Hissedemeden!…
Etrafımıza baktıkça yanıyoruz değil mi? Çoğumuz muzdarip, çoğumuz sitemkar, hayata ve dejenere olmuş insana ve insanlığa! Hatta çoğu kez kendine de öfkeli, aldanmışlıklarına, suistimal edilmişliklerine, bazen de aptal yerine konduğuna…
Gözlemlemek zor olmasa gerek, bilimsel bir çalışmaya gerek olmaksızın birbirimize bakmamız ; HATTA KENDİMİZE bakmamız yeterli olacaktır…
İlişkilerin; ciddi anlamda ne kadar da ilişkiden öte, olduğunu görüp de sıkıntıya düşmeyenimiz yok gibi!… Anne-baba-çocuk, kadın-erkek, eş-dost… Yani insan insana; insani ilişkilerimizi gözden geçirmemizin zamanı geldi de geçiyor! Sevgiler cıvık cıvık- riya dolu söylemler, “duygular vicdani değil; çoğu kez nefsani…” Seviyoruz derken can acıtıyoruz! Ya sevmeyi bilmiyoruz, ya da sevgiyi yanlış mı öğrendik, ya da ruhumuz işlevini mi görmüyor?
Maneviyat; manevi değerlerimiz… bizi biz yapan özümüze dair ne varsa, açımasızca yitirmekteyiz süratli bir şekilde, tabiri cazise önceden tüketen ödüllendirilecekmişcesine… Oysa tükentenler bilmezler midir ki kendilerini tüktetip yok etmekteler… Peşinden gidilmesi gereken değerlerimiz, korunması gerekenler; yerlerde sürünürken kendilerini sürüklemekteler
Bizi biz yapan duygular, değerler ayaklar altındayken, uzun vadede ayaklar altına düşeceğimizi idrak edememek, ne büyük bir gaflet!.. Zira ayaklar altında olan ta kendimiziz! Yani siz-biz kendimizi acımasızca ayaklar altına alıyoruz; duygularımızı, bedenimizi, ruhumuzu, aklımızı, benliğimizi… Yani özümüzü… Yani; aslında korunması gerekenleri… Yani; cömertçe bize ALLAH tarafından sunulan kıymetleri, değerleri…
Akıl-izan sahibi olmaktan uzaklaştık, uzaklaşan insanlıkla birlikte…
Doğru ve eğri arasındaki farkı aslında hiç düşünmeden dahi ayırt etmek o kadar kolayken eğrinin peşinden, istikamet üzre olandan uzaklaşmak ne acı, ne büyük gaflet!… Heyhaaat ki ne heyhattt!…
Hakk olan doğru! Doğru olan Hakk değil midir?
Dünyada bütün işlerimizi, sözlerimizi, hallerimizi istikamet çizgisinde tutabilmemiz, ne büyük bir erdem!!!
Ve sonra herkesin ağzında bir dejenerasyon sözcüğü… insanlar yakınıp debelenmekte müsebbibi olduğu, yarattığı kavramdan mütevellit rahatsızlık duymakta…
Şefkat, sevgi, aşk, sadakat… İnsanoğlu; empati kurmaktan yoksun; başkasına verdiği zararın uzun vadede, kendisine zarar vereceğini idrak edememekte güzelliklerle örülü, insani bir yaşam yerine… yalan-dolan-riya-ihanet- ve kalleşlikten ibaret bir yaşamı seçiyor ve yaşıyor şerefsizce!… Şerefli olmanın ötesinde yapılanlar doğal olarak şerefsizlik sayılacaktır; aksi olabilir mi?
*********
Gençlerin; birçok duyguyu ve değeri savurduğundan yakınır olduk!…
Oysa; dikkatli bir şekilde gözlediğimizde, yaşı 35-55 arası olanlarımızın çoğunun neredeyse ergenleri- evlatları var…. Daha doğrusu; bu yaştaki ebeveynlerin bir evlada sahip olmuş olabilecekleri bir yaş…
Her ne hikmetse; mevzu bahis olan yaş grubundaki ebeveynleri gözlemlediğimizde, sevgiye ve hayata bakışlarında bir tatminsizlik ve bunun da getirisi olan davranış bozuklukları sergilediklerine şahit olmamız zor olmazsa gerek!… Dejenerasyonla kucak kucağa bir yaşam süren ebeveynler!…
Diğer taraftan; ebeveynin ihanetine, dejenerasyona uğramışlığına… şahit olan; ergene model teşkil eden, hemen yanıbaşındakilerden öğrendikleriyle, bunu hayata geçirip uygulaması kopyala yapıştır misali yanlış modellerle hayatı öğrenen ergenler; yani gençlerimiz, geleceğimizin teminatları, evlatlarımız… hayatı yanlış, salak-saçma öğrettiklerimiz, model olamadıklarımız…
*********
Sevgisizliğin-ahlaksızlığın prim yaptığı ortamlar çoğalır olalı; sevenler suistimal edilmeye ve aptal yerine konulmaya başladılar… Ve en çok zararı da ruhu temiz insanlar görmeye başladılar…
Sevgi gözden uzaklaştı, aşk olsun yakalayabilene! Giderken ÖZ’ümüzü de beraber götürüyor oysa ki!… Hayatın ÖZ’ü sevgi değil midir?
Sevgi! Sevgi! Sevgi !…. diye bağırıyor insanlık; çığlık çığlığa, naralar atmakta…
Peki “sevgi”yi bulduğunda onu “baş tacı” edenine rastlayabiliyor muyuz? Yüreklere taht kurması gerekenleri ayaklar altına almak, onlara travmalar yaşatmak sevgi naraları atanların hasta ruhlarını gözler önüne sermiyor mu?
Duygusal şiddete maruz kalanların bir çoğu da; bu SEVGİ çığlıkları atanlar tarafından şiddete maruz kalanlar… İçinde sevgiyi barındıramamış bulamamış insanların SEVGİYİ bulduklarında hoyratça kullanıp içini boşaltarak savurmaları hiç de zor olmuyor… Çünkü; yabancısı olduğu bilmediği bir duyguyu, bünyesinde barındıramıyor…
Nedense; elindeyken kıymeti bilinmezler; yitip gittiklerinde arkasından ağlar oluruz…
Giderken sizden çok şey alıp götürdüğünüzü anlamanız uzun sürmez… Sizden alıp götürdükleri; sizin ona veremediklerinizdir… Giderken anlarsınız o’nun size verdiklerini… siz de olmayan; yani onda olanları!…
Dünyada mesut olmanın yolu istikametten geçer kuşkusuz…
Birbirine güvenen, değerlerinin peşinden cesurca giden, maneviyatıyla tavan yapan, bireyleriyle büyüyen bir toplum olmamız temennisiyle; sevgi dolu; doğru, ilkeli ve güzel bir yaşam diliyorum…
İstikamet üzre… Allahaısmarladık!
KAYNAK: Suzan Danış / http://suzyyda.wordpress.com
ALLAH Yarına Bırakır Ama Yanına Bırakmaz !
İnsanoğlu naziktir; -Ağır sözü kaldırmaz. Eşek dersin kızar da; -Sırtına bin, aldırmaz !!
Başındaki Sinek Bile Elini Sallamadan Gitmiyorsa, Başında ki Şeytan, Sen KURAN’A Sarılmadan Gider Mi ? (N.F.K)
Ey Muhammed Ümmeti .Terk Eyleme Sünneti .Vallahi Muhammed’siz Vermiyorlar Cenneti .!
Kim istemez mutlu olmayı! Ama mutsuzluğa da var mısın? C.Süreyya
Mevla’ya Has Olmayan Gönül ..Leyla’ya Paspas Olur .!
“Ben insanın diğer yüzünü görünce, ilkini hatırlamam.” Paul Auster
“Tünele girdiğinizde dikkat edin, umut sandığınız ışık, tren farı olabilir.” Charles Bukowski
“Belki çok güzel bir zekaya sahip olmak hoş bir şeydir ama daha büyük bir hediye, güzel bir kalbi keşfetmektir.”
TCMB DÖVİZ SATIŞ İHALESİNDE 100 MİLYON $ SATTI. TEKLİF: 1,15 MİLYAR EN DÜŞÜK FİYAT: 1,8691
İhracat 134 milyar dolar oldu. Tarihi rekor. İthalat ise 241 milyar dolar. Bu da tarihi rekor
Cari açık 42.2 milyar dolar olarak öngörüldü. Ama 75 milyar doları aşması bekleniyor. Cari açıkta dünya ikincisi olduk.
Zira; “Saygının fazlası saygısızlıktır.”Şairin dediği gibi, “soytarıya bravo demek mükerrer soytarılıktır.”
Önce zamanımı aldım, sonra heyecanımı, sonra aklımı, gururumu ve en sonunda aşkımı. Parça parça eksildim senden. İstemeden! Sen farketmeden!
Nefret öğretilmeyen bir duygu olduğu için affetmenin yollarını da klavuzsuz bulmamız gerekir.
Uzaktan uzağa kesiştiğiniz birileri varsa bırakın öyle kalsın yakınlaşınca çözünürlük düşüyor…
Hayatta ikı türlü insan vardır.Tozu dumana katanlar bir de tozu dumanı yutanlar…
Bir insan bilmiyorsa ne istediğini, hem seni ziyan eder , hem kendini…
bir elimde, asâm,birinde keşkülüm ben şimdi,ufuklardan eser bir serseri eylülüm… aradım seni: diyar,diyar… şehriyar,şehriyar!…
Ağzıyla kuş tutsa da SEVEMEDIGIM insanlar var benim ! Bir de canıma okusa bile SEVMEKTEN vazgeçemediklerim …
“KİBİR en sevdiğim günah ! ” ____Şeytanın Avukatı